AKP Hükümeti Türkiye’yi çok büyük sıkıntıya sokacak “Etki Ajanlığı” adı verilen yasa tasarısını son anda geri çekerek doğru bir adım attı...
Söz konusu yasa teklifi, Türk Ceza Kanunu'nda, 326-339. maddelerinde düzenlenmiş "Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk" suçlarına, "Devletin güvenliği veya siyasal yararları aleyhine suç işleme" başlıklı 339. maddesine yeni bir madde (339/A) eklenmesini öngörüyordu...
Yapılacak düzenlemeyle "Devletin güvenliği ile iç veya dış siyasal yararları aleyhine yabancı bir devlet veya organizasyonun “stratejik çıkarları” doğrultusunda suç işleyenler” üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına çarptırılacaktı.
***
Yanlışlık, işin en başında bu yasa tasarısının “etki ajanlığı yasası” olarak tanımlanması ve “yabancı bir devletin stratejik çıkarlarına hizmet” gibi hukuk diline yabancı bir suç yaratmış olmasıydı...
“Ajan” belirli bir menfaat karşılığında yabancı devletten aldığı talimatları yerine getiren bir kişidir ve bu olay tüm devletlerde suç olarak kabul edilir...
“Etki ajanlığı” ise “ajanlık”tan yabancı bir devletin doğrudan kontrolü altında olmamasıyla ayrılır...
Yani “Etki ajanlığı” (Agent of influence) kişilerin vatandaşı oldukları ülkede pozisyonlarını kullanarak bir başka devlet lehine kamuoyunu etkilemeye çalışmaları ya da bir başka ülke lehine sonuçlar doğuracak kararlar almaları eylemini anlatır. Bunların bir bölümü yaptıkları eylemlerin sonuçlarını bilebilir ve hizmet ettiği ülke tarafından dolaylı bir biçimde desteklenebilir, bir bölümü ise tamamen kendi görüş ve fikirlerinden hareket eder. Eğer bu görüş ve eylemler sonuç itibariyle kendi ülkesi aleyhine ya da bir başka ülkenin lehine sonuçlar doğuruyorsa bu insanlar yarar sağlayanlar açısından “kullanışlı aptallar”, zarar görenler tarafından ise “zararlı aptallar” olarak nitelendirilir...
Ancak işin içine yabancı bir devlet tarafından sağlanan bir maddi menfaat ya da talimat karışmamışsa “kullanışlı aptallık” suç olarak kabul edilemez; çünkü burada yanlış da olsa kişinin “fikir özgürlüğü” olayı devreye girer. Yanlış fikri eleştirebilirsiniz, ama bir insanı yanlış bir fikri savunduğu için hapse atamazsınız!
***
Günümüzde kabul gören “fikir özgürlüğü” kavramına göre bir kişi, kendi ülkesinde iktidar tarafından empoze edilen ya da genel olarak kabul gören ancak uzun vadede zararlı olabileceğini düşündüğü bir düşünce ya da uygulamaya karşı çıkma hakkına sahiptir; onun bu karşı çıkışı o anda bir başka ülkenin işine de yarayabilir. Ancak bu durum, suç teşkil etmediği gibi kimi zaman o fikrin uzun vadede kendi ülkesinin yararına olabileceği gerçeğini de ortadan kaldırmaz...
Tabii bunun aksi de söz konusu olabilir. Ancak her halükarda bir kişinin düşüncesi itibariyle suçlanması ve “ajan” muamelesi görmesi doğru değildir.
***
Bir örnek verelim:
1914 yılında Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde Rusya bu savaşa İngiltere ve Fransa’nın yanında katılmaya karar verdi. Lenin ve Bolşevik Partisi (RSDİP/B) Çarlık hükümetinin ulusal çıkarları savunmadığı, aksine emperyalist amaçlar güttüğü savıyla bu savaşa karşı çıktılar...
Buna karşılık, diğer Avrupa ülkelerindeki II. Enternasyonale bağlı partilerin tümü kendi ülkelerindeki savaş yanlısı partilerle birlikte tavır aldılar...
Lenin ve Bolşevikler bu tutumlarından ötürü kendi ülkelerinde “etki ajanlığı” ile suçlandılar ve “savaş suçlusu” muamelesi gördüler.
***
Ne var ki, hayat, onların düşüncelerini doğruladı; çünkü Rusya’nın savaşa girmesinin asıl nedeni İngiltere ve Fransa ile birlikte Ortadoğu’nun paylaşımına katılmak, bu arada Doğu Avrupa’da işgal yoluyla toprak kazanmaktı...
1917 yılında savaşta bir milyona yakın Rus vatandaşı hayatını kaybettikten sonra cephedeki Rus askerleri sonunda bu gerçeğin farkına vardı ve savaşa karşı çıkarak ayaklandı. Bu ayaklanma sonucunda Şubat Devrimi adı verilen devrim gerçekleşti...
Bu devrimin ardından kurulan yeni hükümet de savaşı devam ettirme kararı aldı. Bunun üzerine düşüncesinde ısrar eden Lenin ve Bolşevik Parti yöneticilerine bir kere daha “etki ajanlığı” hatta “ajanlık” suçlaması yöneltildi. Menşevik Parti yönetimindeki Hükümet, Bolşevik partisini kapattı; yöneticileri hakkında tutuklama kararı çıkardı. Bunun üzerine Lenin geçici olarak Finlandiya’ya sığınmak zorunda kaldı.
***
Sonunda savaşa devam etme kararı ikinci bir ayaklanmaya, Ekim Devrimine yol açtı. Bu ayaklanma sonucunda Lenin ve partisi Sosyalist Devrimci Parti’nin sol kanadıyla ittifak yaparak iktidara geldiler...
Lenin hükümetin başına geçtikten sonra savaştan tek taraflı olarak çekildiklerini açıkladı ve Almanlarla Brest-Litovsk Anlaşmasını imzaladı. Bu anlaşma, Rusya topraklarının bir bölümünü o toprakları işgal eden Almanya’ya bırakmaktaydı. Lenin, anlaşmayı imzalama gerekçesini Rus ordusunun dağılmış olması ve Almanya’nın bu savaşın sonunda çökeceği görüşüne dayandırdı...
Bunun üzerine Bolşevik Partisi ile birlikte hareket eden Sosyalist Devrimci Parti’nin sol kanadı da Lenin’i “Alman ajanlığı” ile itham edenlere katılarak Bolşevik Partisi ile kurduğu koalisyondan çekildi. Bu partinin bir üyesi Lenin’e karşı suikast düzenleyerek onu başından vurdu. Bu yara nedeniyle Lenin önce sağlığını birkaç yıl sonra da hayatını kaybetti. Ama sonunda haklı çıkan Lenin oldu. Rusya barış anlaşmasından yararlanarak ordusunu yeniden organize etti ve Almanya’nın yenilgisi sonucunda kaybettiği toprakları geriye aldı.
***
1980 sonrasında ABD’nin küresel egemenliğinin sağlamlaştırılması için bu devlet tarafından beslenen ve organize edilen şebekeler aracılığıyla gerçekleştirilen “renkli devrimler” ise “etki ajanlığı”nın bir başka yüzünü ortaya çıkardı...
Bir sonraki yazımızda bu “karanlık yüz” üzerinde duracağız.
(Devam edecek)