Buğdayda kendi kendine yeterliliği olmayan ülke haline gelen Türkiye yılda ortalama 8-10 milyon ton buğdayı yurt dışından getiriyor. Halbuki dekar başına yapılacak sadece bin TL’lik destek ile ithalata ödenen bu tutarın önüne geçilebilir.
Buğday üretimi yıl geçtikçe düşüyor. Mesela geçen yıl Türkiye genelinde buğday üretimi 35 ilde artmasına karşın 44 ilde azaldı. Buğdayın anavatanı ülkeler arasında olan Türkiye’de üretim son 35 yıldır ortalama 20 milyon ton seviyesinde seyrediyor. Bu kapsamda 2023 yılında 22 milyon ton olan buğday üretimi, 2024 yılında yüzde 5,5’lik bir düşüşle 20,8 milyon tona geriledi.
En büyük üretim kaybı yüzde 74 ile Bartın’da yaşanırken, onu yüzde 43 ile Denizli, yüzde 38 ile Hakkari, yüzde 37 ile Yalova ve yüzde 35 ile Ağrı illeri takip etti. Çeltik üretimi ile bilinen Edirne ilinde de bile buğday üretim yüzde 24 azaldı. Tokat, Giresun, Osmaniye, Mersin ve Van gibi illerde artışlar görülse de ülke genelinde toplam buğday üretimi 1,2 milyon ton azaldı.
Şimdi bu gerileme, her yıl ortalama 8-10 milyon ton yapılan ithalata yenisinin eklenmesi anlamına gelecek. Üstelik İthal edilen bu buğdayı, 'Un ve makarna yapıp, işleyip yurt dışına satıyoruz' diye övünüyoruz. Bu aynı zamanda Türkiye'de bu miktarda üretimin olmaması anlamına da geliyor. Böylece buğdayın anavatanı Türkiye buğdayda da neredeyse dışa bağımlı hale gelecek.
Peki neden bu oranda ithalata gerek duyuluyor?
Temel neden ülkedeki enflasyonu teşvik eden artıran politikalar. Daha önce de dile getirdim! Enflasyon ortamı boşalan hazinenin doldurulması ve işletmelerin kazançlarının artırılması amacıyla hazırlanır. Enflasyon nedeniyle de çiftçinin tarımsal girdi maliyetleri yükseliyor. Çiftçi son yıllarda savaşta olan Rusya’daki üretim maliyetleriyle bile rekabet edemiyor. Dolayısıyla kazancı az olan ya da geçinemeyen çiftçi, daha az tarımsal üretim yapmak zorunda kalıyor. Arada ortaya çıkan rekolte farkını ithalat ile karşılıyoruz.
Öte yandan az üretilen buğdayda ihtiyaç olan kalan kısmının ithal yoluyla getirilmesi ise aynı zamanda yurda ucuz ithal giren buğday yüzünden yerli üreticinin elinde az miktarda olan ürününün de değerini kaybetmesine yol açıyor.
Yani ekonomik kararlar nedeniyle zorluklar içerisinde olan çiftçi, yeterli üretim yapmayıp daha da yoksullaşırken, bir de elinde olan ürününün değeri de daha ucuza mal edilmiş ithal buğday sayesinde değersizleştiriliyor.
Çiftçiyi iki kez vurmuş oluyoruz.
Öte yandan ucuz buğday ithalatı diyoruz ama onun da öyle ucuz olmadığını belirtelim. Çünkü bizde yaşatılan ekonomik sıkıntı, TL’nin değerini düşürdükçe, ithal edilen ürünün döviz karşılığı yine bize göre pahalı oluyor. Hatta kaba bir hesapla 23 yıldır iktidar olan AK Parti dönemlerinde 105 milyon ton buğday ithalatı için, 29 milyar dolar ödendiğini söylersem durumu daha iyi anlatmış olurum.
İşte bu veri bile buğdayın anavatanı olan Türkiye’nin bu ürünü ihraç etmesi gerekirken ithal etmesinin, tarım politikalarındaki başarısızlığın en açık göstergesi olduğunu ortaya koyuyor. Bu nedenle çiftçinin, üretiminin desteklenmesi gerekiyor.
Bir önceki yazımda da dile getirdim. İnsanımıza en azından en temel ürün olan süt ve ürünlerini sağlayacak ekonomik tedbirler alabiliriz. Benzer şekilde buğdayda da aynı şekilde gereken tedbirleri almamız gerekiyor.
Hadi bunun için de kaba bir hesap yapalım: Buğday üreticisine verilecek prim desteği haricinde, dekar başına bir lira doğrudan destek verilmesi bile, her yıl yapılan 8-10 milyon dolarlık ithalata verilen tutardan daha az olacaktır.