Dostlarım, demokrasi araç değil amaçtır. Birilerinin dediği gibi hedefe varıldığında inilecek bir tramvay hiç değildir.

Zira Türkiye; Azerbaycan, Rusya, Çin, Mısır, Beyaz Rusya değildir.

Erdoğan o ülkelerin liderlerine özeniyor olabilir.

Türk halkı -her şeye rağmen- hala demokrasi inancını koruyor.

....

Ekrem İmamoğlu'nun CHP'nin Cumhurbaşkanı aday adayı olarak açıklanması ve meydana çıkması iktidar cephesini bir hayli endişelendirmiş durumda.

Aslında bu endişe 31 Mart seçiminde CHP'nin birinci parti olarak seçimi kazanmasıyla başlamıştı.

Siyaset oyunlarını iyi bilen iktidar mensupları CHP'yi ve İmamoğlu'nu medya ve algı operasyonlarıyla sindirebileceklerini düşünmüştü.

Ama Söğütözü'nde tasarlanan hesaplar sokakta işe yaramadı.

Erdoğan'ın en iyi bildiği iş olan "küçük görmek, olmazsa suçlamak o da olmazsa tehdit edip hedef göstermek" de işe yaramadı.

Kontrol ettiği medya kuruluşlarındaki aparatlar aracılığı ile önce Özgür Özel'in partiye hakim olamadığı, CHP'nin dört parçalı bir yapı olduğu tartıştırılmaya çalışıldı.

Tutmayınca İmamoğlu-Yavaş arasında bir çatışma projesi devreye sokuldu.

Bu proje de işe yaramadı.

Ardından "Turpun büyüğü heybede" açıklamasıyla birlikte CHP'li belediyelere organize bir operasyon başlatıldı.

Öyle ki, heyetler göndererek İmralı'da PKK elebaşı ile görüşen ve O'nu TBMM'ye davet eden iktidar, 10 yıl önce, eski bir milletvekili ve PKK'lı olan biriyle telefon görüşmesi yaptığı gerekçesiyle Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer'i tutuklattı. Ardından Beşiktaş, Beykoz Belediye Başkanları ve Meclis üyeleri gözaltına alındı.

Daha vahimi;

DHKPC'nin kaçak binasını yıktırdığı için terör örgütünün hedefi haline gelen ve bu nedenle valilik tarafından koruma verilen Sarıyer eski belediye başkanı Şükrü Genç, DHKPC'ye çıkar sağladığı gerekçesiyle tutuklandı.

İnanılır gibi değil!

Elbette bununla kalmadılar.

İçişleri Bakanlığı aldığı talimat üzerine CHP'li belediyelerin iktisadi kuruluşlarını, yaptıkları iş, ihale, işe aldıkları kişiler, verilen maaşlar... Aklınıza gelen ne varsa incelenmesi için mülkiye müfettişlerini harekete geçirdi. 

Amaç halka dokunan iş yapan  (Kent lokantaları, kreşler, sosyal yardımlar, eğitim, sağlık vb.) hizmetleri yapamaz hale getirmek.

Bütün bunların yanı sıra Ekrem İmamoğlu'nun diplomasının iptali için İstanbul Üniversitesi'ne yargı aracılığı ile baskı artırıldı. YÖK'ün isteği üzerine İmamoğlu'nun yatay geçişinin doğru ve hukuka uygun olduğu raporu veren İşletme Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kamil Ahmet Köse istifa ettirildi.

Soruyorum: İmamoğlu'nun hukuka uygun olan geçişi ve hak ederek aldığı diploması iptal edilirse Türkiye'nin uluslararası arenadaki pozisyonu ne olur?

Tamam, Türkiye birinci sınıf bir demokrasiye sahip değil ama tanzimattan itibaren parlamenter kültüre sahip bir ülke.

Demokrasinin nimetlerinden faydalanarak seçilmiş bir Cumhurbaşkanının, hukuku ve demokrasiyi yok sayıp, Putinleşmesi veya Sisileşmesi bu ülkeye ne kazandırır? 

Ben söyleyeyim;

Zaten taşıma suyla dönen ekonomi tamamen batar.

Toplumsal tepki sokaklara yansır.

CHP parlamentodan çekilir, erken seçim istemiyle sine-i millete döner.

Sandık konulmazsa ne olur derseniz…

Orasını bilemiyorum!