Gençlik kollarından yetişip ilçe başkanlığı, milletvekili adaylığı,  belediye başkanlığı yaptığı siyasal islamcı partiyi gelenekçi, katı ve arkaik bulup bir grup arkadaşıyla birlikte "yenilikçi" olma iddiasıyla  AKP'yi kuran, batılıların deyimiyle "Müslüman Demokrat" Erdoğan'ın geçirdiği aşama incelenmeye değer.

Cihatçı radikal İslamı reddederek modern dünyanın desteğini arkasına alan Erdoğan, 2003-2008 yılları arasında gerçekten "Müslüman Demokrat" tanımının hakkını verdi. Ya da biz öyle sandık!

En büyük hedefi, "vesayeti" kaldırıp, "demokrasiyi" yerleştirmekti!

Heyhaat!

CIA kuruluşu FETÖ'nün "İmkân olsa mezardakileri bile kaldırarak referandumda 'Evet' oyu kullandırmak lazım. Ben zannediyorum kalkarlar da" dediği 12 Eylül 2011 yılında yapılan 18 maddelik Anayasa Değişikliği Halkoylaması ile  bırakın özgürlükçü, modern demokrasiyi  2008'den sonra başlayan "otoriterleşme" yerini artık "totaliter" bir rejime bıraktı.

Siyasi ayağının bulunamadığı 15 Temmuz Darbe girişimi ve arkasından gelen "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi"ne MHP'nin desteği de eklenince totaliter yönetim anlayış yerleşik hale geldi.

...

Totaliter rejimlerin karakteristik özelliği, hak ve özgürlüklerin tamamen veya kısmen askıya alınması, farklı düşünceye tahammülsüzlük, mümkün olduğunca eylem, düşünce ve açıklamaların denetlenmesi, kısıtlanması karşı çıkanların ise hapse tıkılmasıdır.

.... 

Prof. Dr. Bülent Tanör Türk siyasi tarihinin 1950-1960 arası dönemin incelediği araştırmasında, tek partili dönemin otoriter anlayışının ardından iktidar olan Demokrat Parti'nin, "çoğunluk egemenliğini, parti içi katı disiplini, parti içi demokrasi yerine lider egemenliğini esas alan, meclisin hükümet üzerindeki denetimini kaldıran, meclisi ve ülkeyi tek elden hükmetmeyi sağlayan, siyasal çoğunluğun muhalefeti ezmesinin yollarını açan, fiili bir yürütme üstünlüğü veya parti oligarşisi yaratan anlayış ve uygulamalar olarak" tanımlıyor.

Yakın tarihe meraklı okuyucular bilir, 1957 seçiminde oyları düşen Menderes Liderliğindeki DP daha da hırçınlaşmış, radyoyu partinin propoganda aracı haline getirmiş, Vatan Cephesi kurmuş, muhalefet partilerini kapatmış, mal varlıklarına el koymuş, TBMM'de tahkikat komisyonları oluşturmuştu!

....

Ne kadar acı!

Demokrasi kültürü olmayan ancak demokrasinin nimetlerinden yararlanarak iktidar olan siyasi yapılar, yetersizlikleri nedeniyle yönetme yetilerini yitirince en kolay yol olan "antidemokratik" yollara başvurmayı tercih ediyorlar.

Aradan üç çeyrek asır geçmiş hala aynı yöntem uygulanıyor!

Adalet yok.. 

Liyakat yok.. 

Hukuk yok..

Ahlak yok..

Vicdan yok.. 

Bu uygulamanın sürdürülebilirliği yok, olamaz da.