Türk siyaseti sorunlu Antik felsefenin en önemli isimlerinden biri olan Platon siyaseti "insanın mutlu ve yetkin yaşamının sağlanması" olarak tanımlıyor. Günümüzün anlayışı ile kamu kaynaklarını yöneten siyasetçi-politikacı, anayasadan aldığı yetkileri genel olarak toplumun refahı ve ülkenin kalkınması için kullanır.
Amacım siyaset dersi vermek değil. Sorumlu biri olarak, gördüğüm yanlışları yaptığım görevin gereği olarak kamuoyuna aktarmak. Türk siyaseti uzunca bir süredir sorunlu ve özgün değil.
Atatürk'ün ölümüyle birlikte "özgün" siyaset, yerini edilgen siyasete bırakmaya başladı.
Milli Şef İnönü'nün içeride "din taassubuna" göz yumması, toprak ağaları ve sermaye kesiminin baskısı, dışarıdan savaş tehdidi ve genç Cumhuriyet üzerinde etkili olmak isteyen batı kapitalizmi "Özgün" siyasetin kurumsallaşmasının önündeki engellerdi.
DP iktidarı ve sonrasında yaşananlar, ardından gelen darbe ve darbe girişimleri Türk siyasetinin toparlanma olasılığını da ortadan kaldırdı.
***
1980 darbesi ile başlayan "depolitizasyon" politikası sonucu siyaset kavramının içi boşaltıldı, siyasetçiler değersizleştirildi. Bu anlayışa uygun insanlar siyaset kurumlarının başına getirildi.
Düşünsenize, Turgut Özal, Tansu Çiller merkez sağ partilerin başına getirildi, Cumhurbaşkanı, Başbakan olarak ülkeyi yönettiler!
İş adamı Cem Uzan, kurduğu Genç Parti ile üç ay içerisinde yüzde 7 oy oranına ulaştı!
Yasa dışı işler yaptığı için hapis cezası alan eski bir polis şefi siyasi parti lideri oldu.
Yıkılan komünist Sovyetler Birliğine karşı sağcı ve faşist Milliyetçiliği örgütlemek üzere kurulan partinin başına eski bir asker getirildi!
Sol görünümlü etnik, ayrılıkçı, faşist partinin lider kadrosu uzaktan kumandayla belirlendi.
Cumhuriyeti kuran partinin koltuğunu ise emekli bir müfettişe teslim ettiler. Hem de halay çekerek.
Necmettin Erbakan'ın başında olduğu "Milli Görüşü" benimseyen partiyi bölerek kendilerine "yenilikçi" diyerek AKP'yi kuran kadro 3 Kasım 2002 seçiminde iktidar oldu. Yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla (3Y) mücadele etme iddiasıyla iktidar olan ve 22 yıldır ülkeyi yöneten yapının hali ortada.
***
Yönetme sanatı olan siyaseti; tutarsızlık, nepotizm ve dayatmacılık haline getiren siyasal anlayış ne yazık ki 22 yılın sonunda hala kendisine azımsanamayacak kadar bir taraftar bulabiliyor.
İktidarın en önemli destekçisi ve ortağı olan parti liderinin tutarsızlıklarını bilmem anlatmaya gerek var mı?
Bir diğer ortak ise amacını saklamadan hedefin "Laik Cumhuriyeti yıkmak" olduğunu açıklayabiliyor. (Sanırım Cumhuriyet savcıları da bizim gibi izliyor.) Ve siyaset kurumundaki bu hastalıklı yapı şimdi yeni bir oyun kurma peşinde. Siz o oyunun ne olduğunu biliyorsunuz!