Türkiye’nin 1808'de Sened-i ittifak ile başlayan demokrasi mücadelesinde inişli çıkışlı çok süreç yaşandı, çok badireler atlatıldı. Ancak bu kez durum çok vahim. Amacının demokrasiyi geniş kesimlere yaymak, toplumu muasır medeniyetler seviyesine çıkarmak olmadığını anladığımız bir iktidar var. Siyasal İslamcı bu iktidar asıl amacını çok ustaca gizledi. 15 Temmuz darbe girişimi ile hedefin çok önemli bir aşaması başarıyla geçilmişti. Geriye sadece ‘mutlak iktidar’ için son adım kalmıştı. 31 Mart Seçiminden sonra başlayan süreç son adım için yapılması gerekenlerdi.
Hatay Milletvekili seçilen Can Atalay’ın cezaevinde tutulması, yerel Mahkemenin üst mahkeme kararına uymaması, Yargıtay ile AYM arasında yetki karmaşası yaratılması… önemli ilerlere partili savcı atanması. CHP’li belediyelere operasyon başlatılması planın parçasıydı.
Ancak hesap hatası yapılmıştı. ‘Turpun büyüğü heybede’ açıklamasından sonra savcının İmamoğlu hakkında gözaltı kararı vermeseydi
Karardan sonra Ekrem İmamoğlu direneceğini açıkladı. CHP yönetiminin inisiyatifi ele alması son yıllarda görmediğimiz bir siyasi hareketi başlattı
Türkiye günlerdir bütün muhalif güçleri ve iktidarın yönetim anlayışı nedeniyle yoksullaşan, umudunu yitirmek üzere olan herkesi bir araya getirdi.
Kendi içinde üç parçaya ayrılan CHP tek yumruk oldu, muhalefete önderlik etmeye başladı.
Uzun yıllar sonra Cumhuriyetin kurucu partisi yeniden umut oldu.
Demokrasi kültürü olmayan, demokrasiyi ‘’amaç için araç’’ olarak görenlerin yaşadığı güç zehirlenmesinin bedelini toplumun çoğunluğu olarak ödüyoruz.
Her şerde olmasa da iktidarın 19 Mart hukuksuzluk şerrinden hayır çıkmış gibi görünüyor.
Toplamsal mücadeleyi ve birlikteliği görünce demokrasi umudum yeniden filizlendi.