Demokrasi demokrasi dediğimiz şey aslında belirli güç grupları tarafından kolaylıkla manipüle edilip "demokrasi fetişizmine" dönüştürülüp halka sunulan içi boş bir kavrama dönüştürülebilir. Demokrasi maskesi, totaliter rejimlerce ustalıkla takılır ve bu rejimler kendilerini dünyanın en demokrat insanları olarak tabir ederler. Kendine müslüman, deyimini evirip çevirirsek kendine demokratlar da vardır. Bu rejimler alenen "Ben TOTALİTER Bir Rejimim!" beyanında bulunmazlae elbette, herkesin kendince yasal bir zemine ihtiyacı var... Peki bu rejimleri biz nasıl anlarız?
1) Mutlak Hakikat İddiaları: Totaliter rejimler mutlak, tek bir ideolojiye inanır ve bu ideoloji oldukça özcüdür. Kendisinden başka hiçbir şey hakikat sahasına giremez ve çarpıktır. Bu ideoloji adeta kafaya tas vurarak kitlelere öğretilmeye çalışılır bu yüzden de sıklıkla ters teper. Ancak bu son aşamadır, totaliter rejimler güç kazanana kadar oldukça yumuşak siyaset uygularlar ve totaliter eğilimleri halk okumakta güçlük çeker. Son aşamaya gelene kadar bunun totaliter olmadığına kendisini inandırmaya çalışan kitle devekuşu misalidir.
2) Propaganda ve Manipülasyon: Kitlelerin algısını kontrol etmek için medya kanalları ele geçirilir ve propaganda kanallarına dönüştürülür. Bu eğilim tek bir ideolojiye özgü değildir, aslında herkes kendi görüşünün medyasına eleştirel bakmalı, teyit etmeye çalışmalı ve ideolojik bir bağnazlığa düşmemelidir. Medya bizlerin size ulaşmak için kullandığı kanaldır ancak araçsallaştırıldığı gerçeği unutulmamalıdır. Evet, size bir mesajımız var, bu mesajı kendi eleştirel eleklerinizden geçirmeden almayınız!
3) Korku ve Terör Mekanizması: Hakikat sahasının dışında kalan herkes ve her şey kolaylıkla terör çemberinde kendisini bulabilir.
4) Kitle Toplumu ve Atomizasyon: Kitlelerin totaliter rejime karşı bir mücadeleye girişmemeleri için atomlaştırılırlar yani birey merkezli bir siyaset vardır. Buradaki amaç toplumun yalnız bireyler bütününe çevrilmesi, hakkını savunamayan kitleler yaratılmasıdır.
5) Düşman Yaratma Algısı: Rejim halkın dikkatini sıklıkla (zaman zaman değişen) iç ve dış düşmanlara çevirir. Bir düşman algısı aslında toplumdaki bir hayalet gibidir, asla net değildir. Dikkatler bir yöne çevrildiğinde orantısız güç kullanmak daha da meşru bir hâl alır.
Günümüzde Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya bu kriterlerin hepsini yerine getirmekte olan ve demokratik kazanım konusunda oldukça büyük sıkıntılar yaşayan devletlerdir. Totaliter eğilimler toplumdaki her birey için geçerli, korkunç bir baskı mekanizmasını beraberinde getirir.