Avrupa Birliği ve Türkiye'nin ilişkileri başlangıcından beri oldukça ikiyüzlü, tutarsız ve Türk halkını mağdur etmek üzerine kurulmuş bir sisteme dayanmaktadır. Türkiye'nin demokratikleşme sürecine samimi hiçbir katlıyı sağlamamış Birlik, Rusya tehdidi ve göçmen meselesi yüzünden Türkiye ile kendince iyi ilişkiler kurmaya çalıştığını zannetmektedir. Bu süreç şüphesiz Avrupa Birliği'nin elinde patlayacaktır ve istikrarsız bir Avrupa'yı beraberinde getirecektir, neden mi? Çünkü istikrarsız bir Türkiye istikrarsız bir Avrupa’yı yaratacaktır.

Bizler nasıl Türkiye'nin stratejik önemini vurgularken "Yüzünü sadece bir tarafa dönmemesi gereken, denge politikaları kurması gereken bir ülke." diyorsak aslında Türkiye ile ilişkiler de bu denge politikasına dayanıyor ve oldukça çift taraflı. Evet, biz yüzümüzü AB'den tam anlamıyla hangi hükümet gelirse gelsin çevirmemeliyiz ancak benzer şekilde AB de Türkiye'ye sırtını dönemez. Bu karşılıklı dehşet dengesi aslında devletlerdeki otoriterleşme ve militarist düşünceyi körükleyerek arttırıyor. Stabil bir Türkiye sevdalısı oldukları için değil elbette, stabil bir kalkana ihtiyaçları olduğu için bu politikalar şekilleniyor.

NATO'nun en güçlü müttefiki şüphesiz Türkiye Cumhuriyeti, ABD'nin üst düzey yöneticilerinin son NATO yorumlarına bakılırsa Avrupa'nın sorunları Avrupalıları ilgilendiriyor. Özellikle Ukrayna meselesinin seyrine baktığımızda adeta iki büyük yırtıcının bir koyunu parçalayışını oturduk izliyoruz. Avrupa Birliği'nin askeri bir ordusunun neden olmadığı sorusu gelebilir aklınıza, bu ordunun yıldırıcılığı oldukça büyük bir soru işareti olacaktır öncelikle. Bu ordu için çok ciddi paralar dökülmesi gerekmektedir. Bir diğer yandan ABD ve Türkiye'nin olmadığı bir savunma mekanizmasını Avrupa kendisi sağlayamaz, stratejik olarak çok büyük bir hata olur. Hep altını çizerek söylüyorum, beni lütfen manyak bir realist ilan etmeyin ancak NATO; Türkiye'yi hiçkimseden korumuyor, çok dürüst bir şekilde söylemem gerekirse NATO, bizim komşularımızı bizden koruyor. Bu ihtiyaçtan ötürü AB kesinlikle tam anlamıyla asla sırtını Türkiye'ye çeviremez.

Peki ya göçmen meselesi? Bir avuç kabul ettikleri göçmen bile Avrupa siyasetini tamamen sağa kaydırarak inanılmaz faşist partilere halkın oy vermesine sebep oldu. 2016’da imzalanan göçmen anlaşması ile bu kadar göçmeni Türkiye'ye yönlendirmek aslında bir anlamda sömürgeci bir anlayışın eseridir. Anlaşmanın temel maddelerini hatırlayalım:

- Geri gönderme mekanizması: Avrupa'ya yasadışı yollarla girmiş göçmen Türkiye'ye iade edilecek.

- Türk vatandaşlarına vize serbestliği: (Adeta dolandırıldığımız madde)

- Gümrük Birliği süreci: Aşama kaydedilemedi, rafa kalktı.

- Ege Denizi'nde Göç Akışının Azaltılması: Türkiye, Yunanistan'a yasa dışı geçen göçmenlerin durdurulması için çalışma yapacağını taahüt etti.

Sonuç olarak 6 milyar dolar karşılığında Türkiye, Avrupa Birliği'ni bu dertten kurtarmış oldu, bize verilen hiçbir söz tutulmadı. Kimse de zaten bizim halka bir şey sormadı, sorsa bir şey değişir miydi onu da bilmiyorum... 

Bugün ise Avrupa, oynadığı demokrasi oyununu istikrarlı bir başarısızlıkla sürdürmektedir. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın, stratejileri sınıfta kaldığı gibi aynı zamanda da kendi iç mücadelelerini tetiklemektedir. Türkiye açısından göçmen politikaları böyle bir etki yaratmışken Avrupa sınır politikaları (Border Policies of European Union) çeper stratejisine dayanmaktadır. Mücadeleyi kendi topraklarında değil de daha dış çeperdeki ülkeler üzerinden vermeyi esas alan bu anlayış, Türkiye’nin sadece bir komşu ülke değil aynı zamanda en güçlü müttefik ve tek gerçek kalkan olduğu gerçeğini ihmal etmiştir.

Memleket öyle bir hal aldı ki her hafta Amasya Genelgesi’ne benzeyen içerikler yazıyoruz… Tek derdimiz bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bu bağımsızlık sadece lafta değil, politikleşen vatandaşların katılımı ile sağlanacaktır.  Başta Ergenekon Davaları’nda AB’nin takındığı tavrı unutmayınız! Türkiye her zamanki gibi kendi işini kendisi görecektir, insanımıza da bu yakışır zaten. Efelerin efesi halkımız bugün abuk subuk alınan her kararın hesabını itinayla soracaktır.