İlk 2 maçta Fenerbahçe ve Göztepe deplasmanında aldığı galibiyetlerle zirveye kurulup bir anda dikkatleri üzerine çeken Metin Diyadin ve talebelerine ne oldu da son 4 mücadeleden sadece bir puan çıkarabildi…

Üstelik bu 4 maçta; 2 gol atıp, İrfan Can Eğribayat gibi bir kalecisi varken kalesinde 12 gol görebiliyor.

Aslında merak edilmesi gereken ligden düşecek takımlar arasında ilk sıralarda gösterilen Başkent ekibi, ilk 3 maçtan maçtan nasıl 7 puan çıkartabilmesiydi…

Bu durum bir mucize olarak değerlendirilebilir ama işin gerçeği elindeki yetersiz kadrosuna son derece iyi bir hazırlık dönemi geçirten Metin Hocanın başarısından başka bir şey değildir.

Takımın fizik kapasitesini üst düzeye çıkartan Diyadin, başına geleceğini bildiği için kadronun mutlaka takviye edilmesi gerektiğini de her fırsatta tekrarlıyordu.

Ama dinleyen kim…

Başkanın düşündüğü tek şey, elinde kalan futbolculardan para edecek kim varsa bu iyi başlangıcı fırsat bilip göndermekti.

Diabate hemen Newcastle’e satıldı, Allah’tan gelişimini sürdürmesi için sürekli oynatılma garantisiyle sezon sonuna kadar kiralanması sağlandı da takım daha fazla zarar görmedi.

Bir de Tongya, son günde elden çıkartılmak istendi ama ellerinde patladı.

Tamam bunlar para ediyordu anladık, Zan Zuzek’in gönderilmesi de nereden çıktı?

Son derece iyi anlaşan ve savunmada bütünlük sağlayan Goutas- Zan Zuzek ikilisini bozmak hangi aklın ürünü… Unutmadan ekleyelim Goutas’ın düşüşünde ekürisinin gönderilmesi kadar kendisine verilen sözde durulmaması da büyük etken.

Son taksiti hala CSKA’ya ödenmeyen Koita’dan da transferin son günlerinde kendisine kulüp bulması istendi.

Tüm bunlar olurken de takımın ihtiyaç duyduğu mevkilere de alınanların ne kadar yararlı olacakları da geldikleri takımlardaki performanslarına göre kocaman bir soru işareti…

Yapılan 12 transferde hakkını veren bir tek kaleci İrfan Can ile biraz da Tiago var.

Ben Metin Diyadin’in yerinde olsam, diğerlerin yerine alt yapıdan gelen gençleri oynatırım… Hiç olmazsa tüm güçleriyle mücadele ederler hem de tecrübe kazanarak yeni transferlerden kat be kat daha yararlı olurlar.

Başakşehir maçındaki istatistikler çok şey anlatıyor. Takımın bir isabetli şutu yokken rakibin, 18 şuttan 11 isabet buluyor. Düşünün 4-0 yenilen takımdan maçın en iyi oyuncusu 7 net kurtarışla kaleci İrfan Can oluyor. Maazallah o da arkadaşlarına uysaydı sonuç ne olurdu tahmin etmek bile istemiyorum.

Az kalsın Gençlerin büyük dostu(!) Atilla Karaoğlan’ın Başakşehir’e verdiği açık desteği ve penaltı kıyağını da es geçiyordum.

Benim asıl korkum, milli aradan sonra oynanacak maçlar…

Amed, G.Saray, Konya (D), Alanya, Beşiktaş (D)… Bu gidişle bu mücadelelerden alınacak sonuçlar şimdiden göz korkutuyor.

Ne diyelim… Böyle başkan düşman başına… Bu arada yönetimde çatlaklar da var yoksa ufukta kongre mi gözüküyor. Belki de birileri pijamalarıyla TV izlemeye hasret kalmıştır.

Ne yazık ki koca çınarın geleceği pek hayırlı gözükmüyor.

ANKARAGÜCÜ DE FARKLI DEĞİL

Gelelim Başkent’in diğer önemli değeri ve 116 yıllık koca çınarın bu sezonki durumuna…

Sorunları farklı ama onların da Gençlerden pek farkı yok.

Şimdi işin doğrusu Başkan İlhami Alparslan’ı pek tanımam ama ateşten gömleği giymiş biri olarak yaptığı icraatlarla onu takdir ediyorum.

Para babası değil ama güçlü çevresini kulübünün menfaati için kullanmasıyla onu biraz da rahmetli Süleyman Seba’ya benzetiyorum…

Geçen sezondan beri yaptıkları ortada… Sırtındaki FIFA dosyaları kamburuyla takımda birliği ve bütünlüğü sağlamış, kimseyi elden çıkarmamış, futbolcuların alacaklarını, primlerini ödemiş, sağladığı huzurlu ortamla da koca çınar, topladığı 63 puanla 6.sırayı alarak play-off’un eşiğinden dönmüş.

Başkan üstelik takıma çok iyi bir kamp ortamı sağlayarak, altyapıdaki takviyeleri de yurtdışı kampına gönderip, yeni sezona hazırlamış.

Gel gör ki yapılan tüm güzellikler sahaya yansıyacağına, sergilenen futbol ile tam tersi bir durum ortaya çıktı. Yani yönetim tarafı elinden geleni yapmış, teknik kadro ve futbolcular da ilk 2 hafta sıfır puan- sıfır gol ile beklentileri boşa çıkarmış.

Takımın gol yükünü çeken Mervan Yusuf Yiğit (15 gol-1 asist), Atakan Güner (8 gol-9 asist), Miraç Şimşek (8 gol-2 asist), Enes Tepecik (7 gol-3 asist) ve İsmail Çokçalış (3 gol-7 asist) gitmiş yerlerine başkaları oynuyormuş gibiydiler.

Serikspor ile oynanan son maçta ise sakatlığını atlatmış görünen Mervan Yusuf Yiğit’in aktifliği, özellikle Miraç Şimşek’in 2.yarı oyuna girmesiyle arttı ve bunun sonucunda da Ankaragücü’nün yeni sezondaki ilk golü geldi ve ilk puanı alınarak şeytanın bacağı kırıldı.

Hakemin kötü yönetimi olmazsa ve son dakikalarda Mervan’a yapılan faulü es geçip penaltıyı verse, ilk galibiyetin gelmesi işten bile değildi.

Benim asıl şaşırdığım nokta, teknik direktör Recep Karatepe’nin hakemleri formsuz gördüğünü açıklamasıydı.

Sevgili hocam; biz bu takımı yeni görmüyoruz, geçen sezon neler yaptıklarını da çok iyi biliyoruz. Bu başlangıç ne size ne futbolcularınıza ne de Ankaragücü’ne yakışmadı. Hakemleri suçlayarak kendinizin formsuzluğunu ve futbolcularınızı sağlanan imkanlar oranında yeterince iyi hazırlayamadığınız gerçeğini saklayamazsınız.

Dileğimiz önce kendinizi sonra da takımınızı toparlayarak, mazisi başarılarla dolu olan koca çınara layık olmaktan başka bir şey değildir.