Hayatta hiçbir şey tesadüfi değildir…

“Kader gayrete aşıktır” ne kadar anlamlı güzel bir sözdür…

Yunus Emre bu sözle, kişilerin her zaman pes etmeden mücadele etmesini, bunun sonucunda da yapacakları işlerle kendi kaderini belirleyeceğini ifade eder.

Metin Diyadin, Gençlerbirliği’nin ruhunu, içinde bulunduğu durumu, en ufak bir aksilikte başına neler geleceğini çok iyi bildiğinden sezon başlangıcında geçen sezondan elinden kalanlar ve alt yapıdan belirlediği genç yeteneklerle tamamladığı ekibini çok ciddi bir şekilde hazırlamaya çalıştı.

Bir yandan da başkan ve yönetimi takımın mutlaka takviye edilmesi konusunda uyarmaktan da geri durmadı. Hatta çekilen fikstürün zorlu başlangıcını vurgulayarak, takımı bekleyen tehlikeyi de açıkça söyledi. Başkanı çok iyi tanıdığından kötü bir başlangıçta feda edilecek ilk kişi olduğunu da biliyordu ama kulübe duyduğu aidiyet duygusundan, çok çalışmaktan, elindeki dar kadroyu fiziksel olarak hazırlama gayretinden de geri durmadı.

Sezonun ilk maçında 370 milyon euroluk Fenerbahçe’yle mücadele ederken savunma ağırlıklı oynamasını ve hızlı ataklarla bulduğu 2 golle öne geçmeyi başarmaları sonucunda 3 puan almaları futbol şansı olarak değerlendirilebilir ama geçirdikleri iyi hazırlık döneminin takıma kazandırdıkları da göz ardı edilmemelidir.

Metin Hoca ile hafta içinde TSYD Ankara Şubesinde yaptığımız sohbette Göztepe’nin de Fenerbahçe gibi bu ligin 6-7 iyi takımından biri olduğunu, arka arkaya bu iki takımla oynamanın zorluğundan söz ederken aslında ilk 8 haftalık fikstürlerinin tam anlamıyla teknik adam kovulma fikstürü olduğunu söylemişti. Bu sözlerin üzerine de rahmetli İlhan Başkan döneminde bu durum yaşanmış olsaydı, fikstürü çeken yöneticinin derhal kovulacağı geyiği de yapılmıştı.

Tabi Ankara basını olarak Göztepe gibi zorlu bir rakiple yapılacak maç öncesi takımın moral motivasyonu düşünülerek bunu haber yapmayı uygun görmedik. Ancak Metin Diyadin çok zorlu 2 maçtan 6 puan çıkarmanın mutluluğuyla bunu bizzat kendi dillendirdi.

Peki bu maçlar nasıl kazanıldı… Fenerbahçe mücadelesinde Metin Hoca her ne kadar meslektaşı İsmail Kartal’a kondurmasa da takımda yaptığı rotasyonun rakibin maç ritmini bozması açısından Gençlerbirliği’nin ekmeğine yağ sürmüştü. Fiziksel olarak daha hazır olmanın, mükemmel savuma yapmanın, kadrodaki tek yeni transfer olan kaleci İrfan Can’ın müthiş performansı 3 puanın alınmasını sağlayan önemli faktörlerdi.

Göztepe’nin fiziksel gücüne, uzun toplarla rakibi baskı kuran taktiğine karşı önlem alan Metin Hoca, aynı yolu denemek yerine kenar beklerle pas yaparak atağa kalkma yolunu seçmişti. Yine tıpkı Fener maçındaki mükemmel savunma anlayışı ve artı olarak eski takımlarına karşı inanılmaz bir performans gösterme alışkanlığını sürdüren İrfan Can Eğribayat’ın formu, önce skoru bulmada ve sonra da onu korumada büyük rol oynadı. Başarılı eldiven, ilk 2 maçta yaptığı 17 kurtarışa bir de penaltıyı da ekleyince doğrusu 6 puana katkı oranını da bir hayli yükseltti.

Başta dediğimiz gibi hayatta hiçbir şey tesadüfi değildir… Eğer Metin Diyadin, tüm olanaksızlıklara rağmen eldeki ekibine çok iyi bir hazırlık dönemi geçirtmeseydi, kongre sevdası yüzünden geç kalan takviye transferlerini bahane edip işini ihmal etseydi, Fenerbahçe maçı ve Göztepe deplasmanı gibi çok zorlu mücadelerden 6 puan çıkarma mucizesini gerçekleştiremezdi.

Gençlerbirliği bundan sonraki zorlu fikstürünü, fiziksel olarak hazır olmanın verdiği motivasyonla rakiplerini daha kadrolarını oturtmadan yakalama avantajın iyi kullanarak en az hasarla atlatmayı sürdürecek gibi görünüyor.

Bu durum da koca çınar, tıpkı lig 3’üncülüğünü elde ettiği ve 2002-2003 sezonunda süper lig tarihinde yakalanan en büyük başarıda olduğu gibi lig başlangıcını 2’de 2 yaparak maç fazlalığıyla liderlik koltuğuna oturdu.

Doğrusu Başkent’in süper ligdeki tek temsilcisine liderlik çok yakışır.