1990’lı yıllarda en çok konuştuğumuz isimlerden biriydi Fırıldak Kubi. Döne döne bir hal olmuştu kendisine, sabah bir partide akşam başka bir partideydi. Siyasetteki kirlenmenin, çürümenin, ilkesizliğin, menfaat gütmenin benzersiz emsali niteliğinde bir isimdi.
Öyle sanırdınız ki, ünlü mizah yazarımız Aziz Nesin’in Zübük romanında anlattığı tip Fırıldak Kubi’ydi. Aziz Nesin, bu toplumu en iyi tanıyan ve yazan yazarlardan biriydi. Her romanında, güçlü mizahı ile sizi katıla katıla güldürürken inceden inceye de düşündürürdü. Nesin’in kaleme aldığı, yarattığı her karakteri toplumun içinde capcanlı görürdünüz.
Yıllardır CHP’nin kalesi konumundaki İzmir’de gerçekleşen operasyonla belediye başkanlığının AKP’ye geçmesi de tam bir zübüklük hikayesi. Yaptığı bir röportajda , AKP’ye geçeceği iddialarını reddederken "Annem beni evlatlıktan reddeder, eşim de beni boşar" “AKP’ye geçmem milyonda bir olasılık bile değil” diyen İzmir Belediye Başkanı Cemil Tugay, AKP’ye geçti. AKP’ye transfer töreninde yanında eşi de vardı. Bu kez Cemil Tugay, kürsüde yağcılığın nasıl yapıldığını gösterip, ilkesizliğin canlı ve müthiş performansını sergiledi. “AK Parti kimsesizlerin kimsesizidir” dedi.
Cemil Tugay, CHP içindeki ayrışmada Ekrem İmamoğlu ile aynı safta yer alıyordu; eski belediye başkanı Tunç Soyer ise Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekliyordu. İmamoğlu- Özel ikilisi, sırf parti içi çekişmeden dolayı Tunç Soyer gibi değerli bir ismi aday göstermek yerine İzmir’de pek de sevilmeyen, başarısızlığı Karşıyaka Belediye Başkanlığı yaptığı sırada da tescillenen, teşkilatın da istemediği Cemil Tugay gibi ihbarcı, işçi düşmanı, rant çevreleriyle ilişkili birini tercih etti.
Bugün Tunç Soyer, haksız yere cezaevinde tutuluyor ise bunun tek nedeni siyaseten onursuz ilkesiz bir tutum sergileyen, bayağı, vasat bir insan konumundaki Cemil Tugay’ın ihbarı nedeniyledir.
Özgür Özel, aday tanıtım toplantısında onun için şu cümleleri kurmuştu:
"Bu yola çıktığımda adımlarıma eşlik eden biri vardı. Kararlı, inançlı, cesur biri vardı. Doğru neyse onun arkasında duran, duyarlı bir siyasetçi. Yol arkadaşım, bütün iddialara, iftiralara rağmen üzerine çamur yapışmadı. O da Cemil Tugay… Sütte leke var onda yok"
Bir genel başkan için ancak bu kadar öngörüsüzlük, ferasetsizlik olur. Tabanın ne düşündüğünden bu denli bihaber olmanın sonucu bu… Dar grupçu anlayışın ortaya çıkardığı ağır fatura bu…
İzmir’de yaşananlar, seçmen iradesinin gaspı, iktidarın yargı sopası karşısında direnç gösterme karakterinden yoksun, zaaflarına teslim olmuş bir belediye başkanının parti değiştirmesinden ibaret değildir. İzmir, bir kalenin Truva atlarıyla içten fethedilmesi, bir kalenin yıkılmasıdır. Bu açıdan bakıldığında ne Ankara’ya ne de İstanbul’a benzer. Çünkü yıllardır sosyal demokratların elindeydi ve şimdi baskı, tehdit ve şantajla veya makam hırsına yenik düşmüş bir zihniyet nedeniyle el değiştirdi. İzmir’in iradesinin ne olduğu ortadadır ama nihayetinde şu an belediye başkanı rozetini taşımaktadır.
Bugün, CHP logosu ile seçilmiş onlarca belediye başkanı AKP’ye geçti. Pespayeliğin diz boyu olduğu bu ortamda Foça’dan Tuzla’ya Çiğli’den Afyonkarahisar’a kadar seçmen iradesinin hilafına parti değiştiren, makamının ve kendisinin onurunu koruyamayan belediye başkanlarının hangi ilişkilerle aday gösterildiğini sorgulamak da zorunluluktur. CHP’nin ve Yeni Parti’nin yöneticilerinin muhalif seçmene yaşattıkları bu travma nedeniyle özür dilemeleri, özeleştiri yapmaları ve hesap vermeleri gerekmektedir. Bugün muhalif seçmen iktidara ne kadar kızgın ise bir o kadar tepki ve öfkeyi de muhalefet partilerine duymaktadır.
Ülkeyi yönetmeye aday kadrolar, nasıl oluyor da bu paçoz karakterlere hiç hak etmedikleri makam ve mevkileri verebiliyorlar. İktidarın baskılarını biliyoruz, yargının AKP’nin siyasal amaçlarına hizmet ettiğinin de farkındayız ama sizin de suçunuz yok mu?