Eskiden akaryakıt denirdi… Şimdi ise insanın dilinin ucuna başka bir kelime geliyor: Akmazyakıt!

Çünkü akaryakıt fiyatları artık yalnızca otomobilin deposunu doldurmuyor, bütçeyi de boşaltıyor. Benzin, motorin, LPG derken her yeni fiyat değişiminde vatandaşın hesabı yeniden yapılıyor. Birkaç kuruşluk artışın bile ay sonunda mutfak bütçesine, ulaşım giderine, pazara ve market alışverişine yansıdığı bir dönemde yaşıyoruz.

Akaryakıtın fiyatı sadece pompada görünmüyor. Tarladan sofraya gelen domatesin, pazara ulaşan sebzenin, market rafındaki ürünün, şehirlerarası otobüs biletinin, kargonun ve taksinin fiyatında da kendisini gösteriyor. Çünkü Türkiye’de ulaşım maliyeti, hayatın hemen her alanına dokunuyor.

Vatandaşın beklentisi aslında çok basit: Öngörülebilir bir ekonomi ve öngörülebilir fiyatlar. Sabah aracına binen insan, akşam depoyu doldurduğunda ne kadar ödeyeceğini; esnaf, yarın taşıma maliyetinin ne olacağını; çiftçi, ürününü pazara götürmenin kendisine kaça mal olacağını bilmek istiyor.

Akaryakıt istasyonlarında artık yalnızca litre fiyatına bakılmıyor. İnsanlar önce göstergeden kalan yakıtı, sonra cüzdanındaki parayı da kontrol ediyor.

İşte bu yüzden mesele yalnızca “akaryakıtın kaç lira?” olduğu değil. Bu fiyatlarla hayatın ne kadar daha akabileceği.

Akaryakıtın adı değişmez belki ama vatandaşın dilindeki karşılığı değişiyor: Akaryakıt mı, akmazyakıt mı?

Çünkü araba yolda gidiyor, fakat maalesef bütçe aynı hızla geride kalıyor.