Ne garip bir çağdayız…

Milyonlarca insanın yaşadığı şehirlerde, birbirimize hiç olmadığı kadar uzağız. Aynı apartmanda oturuyor, aynı asansöre biniyor, aynı sokaktan geçiyoruz. Ama çoğu zaman birbirimizin adını bile bilmiyoruz.

Oysa bir zamanlar komşuluk vardı. Kapılar daha kolay çalınırdı. Bir tabak yemek karşı daireye gönderilir, hastalanan komşunun hâli sorulur, çocuklar birbirine emanet edilirdi. Bayramlarda kapılar açılır, acılar ve sevinçler paylaşılırdı.

Şimdi kapılarımız daha sağlam, güvenlik sistemlerimiz daha gelişmiş. Telefonlarımızda yüzlerce kişi var. Sosyal medyada binlerce bağlantımız… Fakat insanın karşısına oturup gerçekten “Nasılsın?” diye soracak birini bulmak her geçen gün zorlaşıyor.

İşte modern şehrin en büyük çelişkisi de burada. Kalabalıkların içinde yalnızlaşıyoruz.

Fakat bu tabloyu değiştirmek mümkün. Büyük reçetelere gerek yok. Bir selamla başlayabiliriz. Asansörde telefonumuzu cebimize koyup komşumuzun yüzüne bakabiliriz. Apartman toplantılarını yalnızca aidat konuşulan yerler olmaktan çıkarabilir, mahallede ortak sofralar, çocuklar için oyun buluşmaları, yaşlılar için dayanışma ağları kurabiliriz.

Şehirleri insanlar kurar. Ve belki de yarının daha güzel şehirleri, daha yüksek binalarla değil, yeniden çalınan kapılarla kurulacak.

Bir kapı açılacak…

Bir “Hoş geldin” denilecek.

Bir fincan çay konulacak masaya.

Ve belki o küçük sohbet, yıllardır yan yana yaşayıp birbirini tanımayan iki insanı yeniden komşu yapacak.