Borsada bazı rakamlar insanı durup düşündürür.
Bir hissenin birkaç kat yükselmesi piyasanın olağan hikâyelerinden biridir. Beklenti vardır, risk vardır, şirketin geleceğine dair farklı öngörüler vardır.
Peki ya artış yaklaşık 100 kata ulaşıyorsa? İşte o noktada soru değişir: Bu hisse neden yükseldi değil, nasıl yükseldi?
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 19 Ağustos 2026’da Sermaye Piyasası Kurulu’na gönderdiği gizli müzekkere, tam da bu sorunun peşine düşüyor.
Beş hisse ve bu hisselerde işlem yapan fonlar mercek altında.
Savcılığa ulaşan ihbarlar, bazı hisselerde fonlar üzerinden olağandışı işlemler yapıldığı iddiasını içeriyor. Başsavcılığın resen yaptığı incelemeler de dosyaya giriyor.
Dikkat çeken tespit ise fiyat hareketleri. Bazı hisselerde yaklaşık 100 kata varan artışlardan söz ediliyor.
Elbette yüksek fiyat artışı tek başına suç değildir. Borsa beklentiyle hareket eder. Bir şirketin geleceğine ilişkin güçlü beklenti, fiyatı da yukarı taşıyabilir.
Ancak fiyat ile şirketin gerçek değeri arasındaki fark olağandışı boyutlara ulaşıyorsa, artık bakılması gereken yer fiyatın kendisi değil, fiyatı oluşturan işlemlerdir.
Savcılığın SPK’dan istediği inceleme de üç başlıkta toplanıyor: Şirketler ve ilgili fonlar daha önce araştırıldı mı? Araştırılmadıysa, gerçek değer ile piyasa fiyatı arasındaki fark ne? Ve bu hareketlerde manipülatif bir işlem var mı?
Üstelik soruşturmanın gizli yürütülmesi özellikle isteniyor. Ardından dosya yeni bir aşamaya geçiyor.
SPK’nın denetleme raporunda Katılımevim Tasarruf Finansman AŞ payında piyasa dolandırıcılığı yapıldığına ilişkin tespitlere yer veriliyor.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 25 şüpheli hakkında adli işlem başlatıyor. 15 kişi gözaltında. 10 kişi için çalışmalar sürüyor.
Burada hukuki sınırı unutmamak gerekiyor: Şüpheli olmak, suçlu olmak değildir. İddiaların delillerle ortaya konulması, nihai sorumluluğun ise yargı sürecinin sonunda belirlenmesi gerekir.
Fakat soruşturmanın mali boyutu, meselenin neden ciddi biçimde ele alındığını da gösteriyor.
Pusula Finans Holding, Tera Yatırım Menkul Değerler, Hedef Holding, Hedef Yatırım Menkul Değerler, Ufuk Yatırım Yönetim ve Gayrimenkul ile bağlantılı şirketlerin yöneticileri ve yetkililerine ilişkin para ve malvarlığı tedbirleri uygulanıyor.
Amaç belli… Varsa suçtan elde edilen kazancın izini kaybetmemek.
Bu nedenle malvarlığının kaçırılması, üçüncü kişilere devredilmesi veya azaltılmasının önüne geçilmesi için ilgili kuruluşlara müzekkereler gönderiliyor.
Tedbirlerin kapsamı şirket yöneticilerinin eşlerine ve birinci derece kan hısımlarına kadar uzanıyor. Malvarlığını azaltıcı işlemler savcılığın bilgisi ve görüşü dışında yapılamayacak.
Dosyanın belki de en önemli tarafı burada.
Finansal soruşturmalarda para, çoğu zaman işlemin kendisi kadar önemlidir.
Bir işlem yapılır. Para el değiştirir. Varlığa dönüşür. Sonra başka bir hesaba, başka bir kişiye ya da başka bir şirkete geçebilir.
Soruşturma makamlarının işi, yalnızca işlemin nasıl yapıldığını değil, paranın nereye gittiğini de ortaya çıkarmaktır.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamalarında da bu çerçeve öne çıkıyor: Vatandaşların haklarının korunması, suçtan elde edilen kazancın ortaya çıkarılması ve hukuken sorumluluğu tespit edilenlerin yargı önünde hesap vermesi.
Şimdi gözler soruşturmanın bundan sonraki adımlarında.
Hangi işlemler yapıldı? Fonların rolü neydi? Fiyat hareketleri hangi işlemlerle oluştu? Şirketlerin gerçek değeri ile piyasa fiyatı arasındaki fark nasıl ortaya çıktı? Ve en önemlisi, savcılığın araştırdığı manipülatif bir yapı gerçekten var mıydı?
Bu soruların cevabı henüz tamamlanmış değil.
Dolayısıyla bugün için yapılabilecek en doğru şey, iddialarla kesinleşmiş gerçekleri birbirine karıştırmamak.
Çünkü borsada bazen bir rakam yalnızca bir rakam değildir. Çünkü borsada güven, yalnızca fiyatların yükselmesiyle oluşmaz.
Bazen bir fiyat hareketi, arkasında koca bir hikâye taşır. Fiyatın arkasındaki hikâyeye güvenmekle oluşur.
Şimdi o hikâyenin gerçek olup olmadığını belgeler, para hareketleri ve hukuk ortaya çıkaracak.