Ağustos ayı enflasyon rakamları açıklandı. TÜFE aylık yüzde 1,84, yıllık ise yüzde 31,51 arttı.
İlk bakışta aylık enflasyonun yüzde 2'nin altında kalması olumlu bir gelişme olarak görülebilir. Ancak rakamların biraz daha derinine inildiğinde, Merkez Bankası'nın yıl sonu hedefiyle mevcut tablo arasındaki mesafenin hâlâ oldukça büyük olduğu görülüyor.
Merkez Bankası, 2026 yıl sonu için enflasyon ara hedefini yüzde 24 olarak belirlemiş, tahminini ise yüzde 26 seviyesine yükseltmişti.
Bugün ise yıllık enflasyon yüzde 31,51.
Yani yılın bitmesine yalnızca dört ay kalmışken enflasyonun, Merkez Bankası'nın tahminine ulaşabilmesi için yaklaşık 5,5 puan; ara hedefine ulaşabilmesi için ise 7,5 puandan fazla gerilemesi gerekiyor.
Bu düşüş hangi fiyatlarla ve nasıl sağlanacak?
Çünkü vatandaşın günlük hayatında karşılaştığı fiyatlar hâlâ Merkez Bankası'nın hedeflerinden çok daha hızlı artıyor.
Gıda ve alkolsüz içeceklerde yıllık artış yüzde 33,79.
Ulaştırmada yüzde 35,08.
Konut, su, elektrik, doğalgaz ve diğer yakıtlarda ise yüzde 39,77.
Yani vatandaşın vazgeçemeyeceği temel harcama kalemlerinde enflasyon yüzde 30'un da üzerinde seyretmeye devam ediyor.
Üstelik ağustos ayında ulaştırma fiyatlarındaki yüzde 4,82'lik aylık artış, enflasyonun ne kadar kırılgan bir dengede ilerlediğini bir kez daha ortaya koydu.
Gıda fiyatlarındaki aylık artış yüzde 0,22 ile sınırlı kaldı. Ancak bu durum, gıda fiyatlarında kalıcı bir rahatlama yaşandığı anlamına gelmiyor. Bir aylık düşük artış, yıllardır biriken yüksek fiyat seviyesini ortadan kaldırmıyor.
Vatandaş açısından mesele artık yalnızca “enflasyonun düşmesi” değil.
Fiyatların ne kadar yükseldiği ve hayat pahalılığının ne zaman hafifleyeceği.
Daha dikkat çekici olan ise çekirdek enflasyonun yıllık yüzde 30,68 seviyesinde bulunması.
İşlenmemiş gıda, enerji, alkol, tütün ve altın gibi fiyat hareketleri dışarıda bırakıldığında bile enflasyon yüzde 30'un üzerinde kalıyorsa, sorun yalnızca mevsimsel gelişmelerden veya geçici fiyat artışlarından kaynaklanmıyor demektir.
Üstelik 174 alt harcama grubunun 134'ünde fiyatlar artmış durumda.
Bu da enflasyonun belirli birkaç ürünle sınırlı olmadığını, ekonominin geneline yayılmış bir fiyatlama sorunu bulunduğunu gösteriyor.
Merkez Bankası uzun süredir sıkı para politikası uyguluyor.
Faizler yüksek.
Krediye ulaşmak zor.
Piyasada likidite sıkışık.
İç talep bilinçli olarak yavaşlatılıyor.
Ekonominin büyüme hızı ve piyasadaki hareketlilik enflasyon uğruna frenleniyor.
Ancak bütün bu bedellere rağmen yıllık enflasyon hâlâ yüzde 31,51.
Elbette enflasyon geçen yılın çok daha yüksek seviyelerinden geriledi. Buna kimsenin itirazı yok.
Ancak enflasyonla mücadelede başarıyı yalnızca “geçen yıla göre düştü” diyerek ölçmek de yeterli değil.
Önemli olan, açıklanan hedeflere ne kadar yaklaşıldığıdır.
Ağustos rakamları, Merkez Bankası'nın yıl sonu tahmini olan yüzde 26'ya ulaşmanın bile kolay olmadığını gösteriyor.
Yüzde 24'lük ara hedef ise mevcut tabloya bakıldığında daha da zor görünüyor.
Kısacası, enflasyon rakamlarda geriliyor olabilir.
Ancak vatandaşın mutfağında, kirasında, faturasında ve ulaşım giderlerinde henüz hissedilen bir rahatlama yok.
Merkez Bankası'nın önünde şimdi daha zor bir sınav bulunuyor:
Çünkü vatandaş için yüzde 31, yüzde 26 ya da yüzde 24 arasındaki farkın bir anlamı olması için önce marketteki fiyat etiketlerinin gerçekten değişmesi gerekiyor.