Tolga ALCA

Dijital teknolojinin sürekli dönüşmesi ve yeni imkanlar sağlaması tüm sanat alanını etkilediği gibi müzik hayatını da hız kesmeden dönüştürüyor. Bu dönüşümün kaçınılmaz olduğunu belirten Ses Mühendisi-Müzik Yapımcısı Baran Ünal, “öz”den kopmadan çağdaş fikirlerini geliştiren insanların müzik dünyasına katkısının çok daha büyük olacağını savunuyor. Başkent’e konuşan Ünal, “Daima yenilikçilikten yana olmuşumdur ve deri değiştirmeyen fikir ve sanatın yok olacağı, eskide kalacağı ve günümüze taşınamayacağı inancındayım. Çağdaşlıktan yana olup çağdaş fikirlerini geliştiren insanların, hemfikirlerinin ve sanat takipçilerinin ilgisini çekeceklerine inanıyorum” dedi.

·       Sizi eğitim geçmişinizle tanıyabilir miyiz?

Lise eğitimimi, Amerikan Kültür Kolejinde tamamladım. Müzik alanında kariyer planladığımdan, Bilgi Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Müzik Bölümü’nün yetenek sınavlarını kazanarak, müzik bölümü öğrencisi oldum. Tamamladığım çeşitli kurs ve sertifika programlarının yanı sıra bu işin mutfak kısmı sonsuz bir okyanus gibi olduğundan eğitimim devam ediyor. Şu aralar yüksek lisans eğitimimim için yurt içi ve yurt dışı programlarını araştırıyorum.

·       Müziğe olan ilginiz nasıl gelişti?

Küçük yaşlarımdan beri dinlediğim müziğe gerçek anlamda ilk bağlandığım nokta sanırım video oyunları ve onların müzikleri olmalı. Bu şekilde tanıştığım metal müzik, en sevdiğim janralardan olmuştur. Lise dönemlerine kadar kendimi iyi bir müzik dinleyicisi olarak tanımlarken, lise müzik öğretmenlerim Mercan Gökçen Uçkun ve Yiğit Şahin Gülmezbeni, okulun çok sesli gençlik korosunda bas bariton olarak görevlendirince müziğin içine resmen dahil olmuş oldum. Okul gençlik korosu olarak, turne kapsamında Avrupa’nın birçok şehrinde konserler verdik. Müziğin, yaşamımda bu derece aktif olduğu dönemde, bir süredir ilgimi çeken basgitarı ilk enstrümanım olarak seçtim. Lise eğitimim ile son bulan koristlik çalışmalarım yerini uzun bir süredir ilgilendiğim metal müziğe bıraktı. Bu müzik türü ile beraber, seslerin dinamikleri, tınıları ve enerjileri hakkında yoğun bir al-ver ilişkisi içerisinde enstrümanımın yanı sıra kayıt, prodüksiyon ve ses mühendisliğine yöneldim. Sesler dünyasının içerisinde aradığım bu parametrelerin sadece enstrümanlar ile kısıtlı kalmaması gerektiğine inanmaya başladığımda da bu prodüktörlük zanaatının “sanat” ile birleştiği Sound-Art konsepti ile haşırneşir olmaya başladım.

“EĞİTİM OLMADAN DA ‘KOTARILABİLİR’ GİBİ YANLIŞ FİKİRLER VAR”

·       Prodüktör nedir, ne iş yapar ve nasıl olunur?

Günümüzde anlamını biraz kaybetmiş olsa da prodüktör, müziğin herhangi bir kolunda yapım aşamasını kontrol eden ve sürdüren kişidir. Prodüktör dediğimiz insanlar günümüzde bir parçanın baştan sona tüm üretimini sırtlayabiliyor olsalar da aslında geleneksel tanımı ile bildiğimiz parçaların üretiminde sanatçıların yanı sıra kayıt mühendisleri, ses teknikerleri, mixing mühendisleri, aranjörler, mastering mühendisleri gibi türlü iş kollarının ortaklaşa eforları yer alır ve bir parça bu şekilde “produce” edilir. Tabi ki bu toplu eylemler silsilesi müzik üretmenin tek yolu değildir. Teknoloji ve bilgisayarlar sayesinde tüm bu saydığım işleri tek başına yapabilen kişiye biz prodüktör diyoruz. Bir prodüktörden kayıt alabilmesi, mix/edit/mastering yapabilmesi, sıfırdan müzik üretebilmesi beklenir ve yaptığı türlü müzikler hakkında geniş bir bilgi birikimine sahip olması da beklenilen olgular arasındadır. Prodüktör olmak için kurslar veya eğitimler herkes tarafından dört köşede verilse de aslında en azından, dört yıllık üniversite eğitimi olmadan kişinin kendine prodüktör demesi çok da doğru olmayacaktır. Diplomanın müzik gibi sanat dallarında çok fazla bir şey ifade etmeyebileceği bir gerçek olsa da, müzik üretiminin de teknolojinin ilerlemesi sayesinde kolay elde edilebilir bir hal alması, insanlarda bu işin gerekli özveri ve ciddiyet gerektirmediği ve yeterli eğitim olmadan da “kotarılabileceği” gibi yanlış fikirleri doğurabilir. Alaylı prodüktörlük, kişinin kendini eğitmesi gibi durumlar, yanlış olguların doğru kabul edilmesi, hatalı durumların tekrar edilmesinden kaynaklı olarak standartların “yanlış olana doğru, eğilmesi” gibi problemler doğurabiliyor.

“TÜRKİYE’DE YAPILAN RAP MÜZİĞİNi FARKLI BİR NOKTADA TUTUYORUM”

·       Her müzik tarzının bir döneminin olduğunu düşünüyor musunuz? Son zamanlarda yükselişe geçen rap tarzı hakkında düşünceleriniz neler? Yapılan işleri teknik olarak nasıl yorumlarsınız?

Her şey gibi, müzik de hayatta gelişen ve değişen durumlardan etkileniyor. Sonrasında da etkiliyor ve aynı arz talep ilişkisinde olduğu gibi istenen materyal, insanlara göre şekil alıp değişiyor. Özellikle ana akımda dönen müziği çoğunlukla sanatçının sanat algısı değil, dinleyicinin estetik algısı belirliyor. Bu sebeple yeni işler daha arka planda kaldığında her sanatçı ana akımda olanı yeniden icat ediyor ve bir kısır döngü başlıyor. O arka planda kalan müzik, ana akım dinleyicisini tahrik etmeden ya da ana akım müziği artık dinleyiciyi sıkmadan da bir şeyler değişmiyor. Rap müzik, Amerika’dan Türkiye’ye, Almanya üzerinden geçtiği vakit Türkiye’de yeni yeni yükselişe geçtiğini söyleyebilirdik ama 2023 yılında artık “pre-dominant” yani hakimiyetini hali hazırda kurmuş ve hatta günümüzde yıkılamaz kabul ettiğimiz pop müzikten bile daha çok dinlenir olmuştur. İsminin anlamı aslında bir akronimdir ve “ritim ve şiir (rhythmandpoetry)” anlamına gelmektedir. Türkiye’de yapılan rap müziği daima sevmişimdir ve global rap müzikten farklı bir noktada tutmuşumdur. Hayattan etkilenme olgusunun tamamıyla vücut bulabildiği ve eğer varsa mesajını şiirsellikle dinleyiciye kolaylıkla iletilebildiği bir platform olmuştur. Günümüzde rap müziğin geldiği noktada müziğin üreticileri kendi sanatlarını devam ettirseler de ana akımın yeni sanatçıların yönlendirmesi doğrultusunda kendini sürekli yeniden icat etmesiyle şuanda aldığı hal tamamıyla üzücü ve köklerini degrade ettiğini düşünüyorum. Daima gelişen sound’u, ritim kısmını beslerken, sanatçının yetememesinden kaynaklı daima güçsüzleşen şiir kısmı yapılan müziğin içini boş ve manasız kılmaya devam ediyor ve en sonunda ortaya çıkan yeni ana akım müzikleri içi boş kabuklardan ve sadece eskisi gibi tınlayan fakat aslında hiç öyle olmayan seslerden ibaret kalıyorlar. Yani benim nazarımda müzik bile olmayı başaramıyorlar. Yine de dinleyicisinden beslenen bu “yeni rap”, dinleyicisi sıkılınca sönecek ve sanat için üreten müzisyenler hiç bırakmadıkları kalelerinde yeniden sanat algısı ile rap müzik icra edebilecekler.

·       Sektörde yetişen bir kişi olarak, Türkiye’de müzik adına yenilikçi dokunuşlarıyla katkı sağlayan müzisyenler hakkında neler söylersiniz? Özellikle dünya çapında işler yapan müzisyenlerin sayısı nasıl artar?

Daima yenilikçilikten yana olmuşumdur ve deri değiştirmeyen fikir ve sanatın yok olacağı, eskide kalacağı ve günümüze taşınamayacağı inancındayım. Böyle düşünen ve bahsettiğiniz algı doğrultusunda hareket eden sanatçıların başarıya ilerleyeceğine ve yeniliklerin kalitesinin artmasında yardımcı olacaklarını düşünüyorum. Çağdaşlıktan yana olup çağdaş fikirlerini geliştiren insanların, hemfikirlerinin ve sanat takipçilerinin ilgisini çekeceklerine inanıyorum. Bu doğrultuda global bir olgu olduğu için sanat için üretilen çağdaş fikirlerin de global anlamda ilgi çekeceği fikrindeyim. Tabi ki dünya çapında hareket etmek, ülkemiz ekonomisinde hareket eden ve hali hazırda maddi kazanç konusunda türlü zorlukları aşmak zorunda kalan bizler için bir hayli zor olabiliyor.

·       Bu işin mutfağında neler olduğunu genç arkadaşlara gösteren eğitimler veriyor musunuz? Özellikle bu işin okulları pratik açıdan yeterli düzeyde midir?

Hayır, resmi olarak bir eğitim vermiyorum ama soran herkese bildiklerimi anlatmaktan hiç çekinmemişimdir. “gatekeeping” (eşik bekçiliği) kültürüne daima karşı olmuşumdur ve bir başkasının da seninle beraber gelişmesine karşı olan bir duruşun sağlıklı olabileceğine ihtimal vermiyorum. Müzik eğitimi veren okulların hepsi hakkında bir bilgi sahibi olmasam da, okulların ekonomik koşulları el verdiğince akademisyen kadrolarının, elinden geldiğini daima yaptığı ve yapacağı fikrindeyim. Çünkü sanatçılarımız ve akademisyenlerimiz konularında gayet başarılılar. Pratik açıdan yeterlilik, direkt olarak imkanlarla paralel olduğundan ötürü bu, her okul için farklı bir cevap doğurabilir.

·       Prodüktörlüğünü yapmak istediğiniz, “onunla çalışmak isterdim” dediğiniz biri var mı? Onun teknik ya da ses yeteneği olarak hangi özelliği sizi daha yakın hissettiriyor?

Prodüktörlüğünü yapmak değil ama beraber çalışmak istediğim isim Mick Gordon olurdu. Kendisinin sese yaklaşımı, üretim için seçtiği metotlar ve janralar arası iletişimini çok başarılı buluyorum. Kendi müzik yolculuğumdan benzerlikler bulduğum MickGordon’ın da metal müzik background’ına sahip olması ve sonrasında işin teknik kısmına geçmesi, yaklaşımlarımızın birbirine benzer olması, onunla çalışmayı istememdeki başlıca sebepler arasında yer alıyor. Yarattığı yeni bakış açıları, günümüz metal müziğinde daha önce görülmemiş yeniliklere sebep olmuş ve resmen tek başına bir değişim başlatmıştır. Kim bilir belki gelecekte ortak bir işte beraber çalışabiliriz.

“SANAT DAHA SOYUT DEĞERLERE SAHİP BİR OLGU”

·       Türkiye’de özellikle müzik dünyasının mutfağında çalışan kişiler yine kendilerine yatırım için maddi manevi destekleri sağlayabiliyor mu? Sizce gerekli destekler nasıl sağlanabilir?

Maalesef hayır. Bahsettiğim gibi, çoğumuzun ekonomik sıkıntılar çektiği bir dönem içinde yaşıyoruz ve aynı sıkıntıları yaşayan insanlardan, sanat gibi soyut bir esere veya çalışmaya para ayırmalarını bekliyoruz. Oysa bu dinleyicilerin günümüzde zorlukla yapabildiği bir şey... Durum böyle olunca, ürettiğimiz ürün olan müziğimiz karın doyurmuyor ya da evinizi ısıtmıyor. Sanat, daha soyut değerlere sahip bir olgu… Hal böyle olunca, ne yazık ki yaşam standartlarımızın sürekli düştüğü günümüzde, soyut harcamalara ayrılan bütçeler de gittikçe azalıyor. Diğer yandan, bu işin teknik tarafında olan insanlar için de bir ikilem mevcut. Stüdyolarda ya da post-prodüksiyon şirketlerinde kadrolu olarak çalışanlar bir nebze de olsa daha rahatlar. Freelance çalışanlar, iş alabilmek veya tercih edilmek için ya ücretlerini düşük tutmak zorunda kalıyorlar ya da sanatçı, bu koşullar sebebiyle her işi kendisi üstlenmeye karar verebiliyor. Bu da prodüktörün mesleki yeterliliğini hakkıyla ortaya koyamamasına sebep olabiliyor. İşin içine sanatçının kısıtlı bütçesi veya bilgi eksikliği de eklenirse sonuç her iki taraf açısından da üzücü olabiliyor. Sonuçta mix, master gibi kritik meseleler bu işleri bilen insanlar tarafından yapılmazsa, en güzel müzik bile hak ettiği başarıya ulaşamaz. Ve yine aynı piyasada gerekli eğitime sahip olmadan, kendini prodüktör diye tanıtan insanların bulunması da arz talep terazisini bozuyor. Akademik eğitimini alarak, mesleğini prodüktör olmaktan yana seçmiş insanlar için bu durum, sektörde ekstra zorluk teşkil ediyor.  Bahsettiğiniz destekler, ya ülke ekonomisinin dengelenmesiyle beraber organik bir şekilde gerçekleşir. Dinleyici düzelen ve gelişen ya da stabil seyreden ekonomi ile beraber ilgi duyduğu sanat dalına yeterli bütçeyi ayırabilecek kazanca sahip olur. Mesela, Amerika’da bunun abartılı bir örneğini görebiliriz. Sanatçılar ekonomik açıdan fazlasıyla refaha sahipler hatta gelir açısından en üst yüzdelere erişebiliyorlar. Bir başka destek de, arz talep oranını bozan insanların eğitimlerini tamamlamaları ve piyasada tam donanımlı olarak bulunmaları ya da severek yaptıkları sanatlarının bir başka koluna kendilerini tahliye etmeleri olabilir. Genel algı olarak ses mühendisleri ve prodüktörlerin emeğinin ederinin küçümsenmemesi gerektiğinin de anlaşılması bu bahsedilen desteği sağlayabilir

Editör: Ezgi Bardakçı