Sakarya Meydan Muhaberesi Alanı Şehitlikleri Siperleri Araştırma Koruma ve Eğitim Derneği Başkan Yardımcısı Turgut Babür Sarıfakıoğlu’nun anlatımlarında; “Yunan uçakları Padişahın fermanını, şeyhülislamın fetvalarını atıyordu köylere. Bir kısım köylü koyunlarını, bir tas su vermedi askere. Siz Padişahımıza karşı geldiniz, katliniz vacip, köye girerseniz ateş açarız, gelen ordu düşman değil dediler. Yunan gelince önce koyunlarını, sonra döve döve altınlarını aldı köylünün” ifadeleri dikkat çekti.

Mustafa Kemal Paşa'nın "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır" emriyle stratejik savunma uyguladığı 23 Ağustos-13 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan, Kurtuluş Savaşı'nın dönüm noktası olan 22 gün 22 gece süren büyük Türk Zaferi’nin 105’inci yıldönümü yaklaşırken, Sakaryamm Derneği Başkan Yardımcısı Sarıfakıoğlu da “Melhame-i Kubra” günleri olarak adlandırılan, ‘bir milletin zevalden ve zilletten kurtulma yolundaki mucize başkaldırısı’ olarak nitelediği, kan deryası günleri paylaştı.

Sarıfakıoğlu, savaşın yaklaştığı 15 Ağustos tarihinde yaşananlara ilişkin şunları dile getirdi:

“Bugün 15 Ağustos. Karadeniz bölgesinde Rum çeteler Topal Osman ve arkadaşları tarafından ve Kuvayı Milliye güçleri tarafından sert bir şekilde yok edildi. Bu kuvvetlerde Sakarya'nın doğusuna gelmeye başladılar. Urfa, Antep, Maraş'tan vatanın savunması için yola çıkanlar; Adana'ya kadar yürüyerek, atı olan atı ile, at arabası olan arabası ile geldiler, Ağustos sıcağında. Sonra trenle Konya'ya sevk olundular. Oradan da gene yürüyerek Sakarya müdafaa hatlarına ulaştılar 105 yıl önce. Konya üzerinden, Kayseri, Kırşehir üzerinden, Sivas ,Yozgat, Kırıkkale üzerinden, İnebolu, Çankırı üzerinden kağnı kolları, deve kervanları yollara düşmüş her türlü malzemeyi, mühimmatı Ankara'ya taşıyorlardı durmadan. Rusya'dan para ve silah ta gelmeye başladı. Ankara'da Hamam arkasında hastane kurdu Ruslar. Doktor hemşire yolladılar. Tren yolu ile Doğu cephesinden asker ve silah geliyordu. Sanki tüm ulus yollara düşmüştü. Mustafa Kemal'in 'Bütün Türk Milletini cephede bulunan ordu kadar, duygu, düşünce ve hareket bakımından savaşla ilgilendirmeliyim' düşüncesi vücut buluyordu gerçek yaşamda. Elinde bulunan imkanları, malını, canını ordusuna veriyordu halk.”

HALKA YAPILAN DUYURUDAN: SİZ PADİŞAHA KARŞI GELDİNİZ

Sarıfakıoğlu, 16 Ağustos günü ile ilgili de şu notu düştü:

“Bugün 16 Ağustos, artçılarımız Sakarya'nın batısında kalan tarlalardaki ürünleri yaktılar, boşalan köylerdeki kuyuları taşla doldurdular, köprüleri yıktılar düşman faydalanamasın diye. Yunan uçakları Padişahın fermanını, şeyhülislamın fetvalarını atıyordu köylere. Bir kısım köylü koyunlarını, bir tas su vermedi askere. Siz Padişahımıza karşı geldiniz, katliniz vacip, köye girerseniz ateş açarız, ‘gelen ordu düşman değil’ dediler. Yunan gelince önce koyunlarını, sonra döve döve altınlarını aldı köylünün. Son kuvvetlerimizde geçince; Sakarya'nın doğusuna, Sakarya'nın üstündeki köprülerde tek tek havaya uçuruldu. Sakarya nehri üstüne bentler yapılarak nehir şişirildi, nehir çevresi bataklık olsun düşman rahat geçemesin diye. Ordumuz müdafaa hattına yerleşmesine, takviyelerle kuvvet arttırmasına, kağnı kolları , gönüllüler gelmeye devam ediyor. Ağustos sıcağında. Düşmanın ne taraftan taarruz edeceği bilinmediğinden çoklu müdafaa planı yapılıyor.”

Muhabir: Cemil Cahit Saraçoğlu