Poliklinikte sıkça karşılaştığım tablolardan biri şu: Aylardır düzenli olarak demir ilacı kullanan, beslenmesine dikkat eden ancak bir türlü geçmeyen kronik yorgunluktan, saç dökülmesinden veya halsizlikten şikayet eden danışanlar. Çoğu zaman eldeki kan tahliline bakıldığında ferritin seviyesi 20 veya 25 ng/mL aralığında ve laboratuvar kağıdındaki "her şey normal" olarak görülüyor. Oysa gerçek klinik tablo çok daha farklı bir hikaye anlatıyor.

Amerikan Hematoloji Derneği’nin (ASH) güncel kılavuzuna göre yetişkinlerde demir eksikliği eşiği ≤ 30 ng/mL olarak revize edildi. Yani eski yaklaşımlarda yeterli sayılan 18–30 ng/mL aralığı, günümüz bilimsel verileri ışığında doğrudan demir eksikliği olarak kabul ediliyor. Üstelik hemoglobin değerinizin referans aralığında olması da demir depolarımızın dolu olduğu anlamına gelmiyor aslında vücut anemi geliştirmeden de ciddi bir demir eksikliği yaşayabiliyor.

Peki, düzenli takviye almanıza rağmen bu değerler neden bir türlü yukarı taşınamıyor? Cevap çoğu zaman mide ve bağırsak sağlığımızda gizli. Demir, emilimi oldukça hassas bir mineraldir. Ağızdan aldığınız bir takviyenin kana karışabilmesi için öncelikle yeterli mide asidine ve sağlıklı bir ince bağırsak florasına ihtiyaç vardır. Bilinçsizce ve uzun süreli kullanılan mide koruyucular, düşük mide asidi veya bağırsak duvarındaki mikrobiyal dengesizlikler, aldığınız demirin emilmeden vücuttan atılmasına yol açar. Diğer yandan kronik inflamasyon veya bağırsak kaynaklı gizli enfeksiyonlar varlığında ferritin, kanda yalancı bir yükseklik göstererek depolar doluymuş yanılsaması da yaratabilir. Bu yüzden ferritin sonucunu hiçbir zaman tek başına değil; inflamasyon belirteçleri ve sindirim sistemi sağlığıyla bir bütün olarak okumak gerekir.

Bunun yanı sıra beslenme alışkanlıklarımız da bu süreci belirler. Demir takviyelerinin kahve, çay, kalsiyum zengini süt ürünleri veya yüksek fitat içeren kepekli gıdalarla aynı anda tüketilmesi emilimi neredeyse sıfırlar. Takviyeyi C vitamini gibi emilimi destekleyen kaynaklarla eşleştirmek ve bağırsak bariyerini onaracak bir beslenme modeli uygulamak tedavinin asıl önemli noktasıdır. Kısacası; demir eksikliği sadece bir kutu hapla çözülecek yüzeysel bir eksiklik değildir. Tahlil kağıdındaki referans aralıklarının ötesine geçmek, mide-bağırsak sağlığınızı dinlemek ve semptomlarınızı doğru klinik kılavuzlarla değerlendirmek gerekir. Tahlil sonuçlarınız "normal" görünse bile vücudunuz size yorgun olduğunu söylüyorsa, sorunu daha derinde aramanın zamanı gelmiş demektir.