Ankara’nın tarihi yalnızca kalenin surlarında, müzelerinde ya da restore edilmiş konaklarında yaşamıyor. Başkentin yüzyıllar boyunca ticaretine, kültürüne ve günlük hayatına tanıklık eden sokaklarında da saklı duruyor. Ancak bu mirasın en önemli parçalarından biri olan Atpazarı Sokağı, bugün zamana ve bakımsızlığa karşı direniyor.

İpek Yolu’nun doğudan gelen kervanlarını Ankara Kalesi’ne taşıyan güzergâhı olarak anlatılan Atpazarı Sokağı, asırlardır ayakta kalmaya çalışan geleneksel Ankara evleri, kerpiç avlu duvarları, ahşap mimari ayrıntıları ve tarihî su künkleriyle kentin geçmişine ışık tutuyor. Ne var ki bu değerli tarihî doku, gerekli bakım ve koruma çalışmaları yapılmadığı takdirde geri dönülmesi mümkün olmayan kayıplarla karşı karşıya kalabilir.

İPEK YOLU’NUN ANKARA’DAKİ İZLERİ

Ankara Büyükşehir Belediyesi Kent Konseyi Kale Meclisi üyeleri İbrahim Terzioğlu ve aynı zamanda Ankaralılar ve Ankara’yı Tanıtma Vakfı Başkanı olan Seyfettin Aslan, Kale içinden başlayarak Ulucanlar’a kadar uzanan Atpazarı Sokağı’nın durumuna dikkat çekti. Tarihî bölgedeki yapıların korunması, yaşatılması ve ilgili kurumların harekete geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Terzioğlu, sokağın Ankara’nın geçmişindeki önemine işaret etti.

Aslan ise “Ankara’mızın bütün sorunlarına dikkat çekmek, gündeme getirmek, çözüm önerileri sunmak, merkezi idare ve yerel yönetimlerle işbirliği yaparak bunlara çareler üretmek konusunda çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bu anlamda Kale’mize ve Atpazarı’na dikkat çekmek ve tarihi dokunun yıkılmadan korunabilmesini sağlamak için çabalarımız devam edecek” değerlendirmesi yaptı.

Roma Dönemi Su Künkü 3

Atpazarı Sokağı’nın yalnızca eski evlerin sıralandığı bir yer olmadığını belirten Terzioğlu, buranın tarihî ticaret yollarıyla Ankara Kalesi arasındaki bağlantının önemli bir parçası olduğunu ifade etti. Terzioğlu, “İpek Yolu’nun doğudan gelen kervanlarının Ankara Kalesi’ne giriş güzergâhı Atpazarı Sokağı’dır. Asırlardan beri, Selçuklulardan önce de kullanılan bir yol. Cumhuriyet döneminde de önemli bir yer” sözleriyle sokağın tarihî kimliğine dikkat çekti.

TARİHİ ANKARA EVLERİ BİRER BİRER KADERİNE TERK EDİLİYOR

Atpazarı Sokağı’ndaki en büyük sorunların başında, geleneksel Ankara evlerinin bakımsızlık nedeniyle yıpranması ve zamanla terk edilmesi geliyor. Yaşamın başka bölgelere taşınmasıyla boş kalan yapılar, gerekli bakım ve onarımlar yapılmadığında yavaş yavaş harabeye dönüşüyor. İbrahim Terzioğlu, bu durumun yalnızca Ankara’ya özgü olmadığını, Türkiye’nin birçok tarihî yerleşiminde benzer sorunların yaşandığını belirtiyor. Ankara Kent Konseyi Kale Meclisi’nin de bu sorunları tespit ederek belediyelere ve ilgili kurumlara iletmek amacıyla çalışmalar yürüttüğünü dile getiriyor. Ancak Atpazarı Sokağı’ndaki sorun, yalnızca eski yapıların yıpranması değil. Her yıkılan duvar, her kaybolan ahşap ayrıntı ve her yok olan geleneksel ev, Ankara’nın kendine özgü mimari hafızasından bir parçanın daha silinmesi anlamına geliyor.

BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNDEN YENİLEME HAMLESİ

Tarihî sokak için hazırlanan proje, bölgenin özgün kimliğini koruyarak yeniden ayağa kaldırılması açısından önem taşıyor. Bölgedeki tarihî dokunun korunması için Ankara Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi, Tanıtım ve Turizm Dairesi Başkanı Çetin Ünal da “Bölgede sokak ve bölge yenilemesini kapsayan bir çalışma planlıyoruz ve ihale sürecinin şubat ayına kadar gerçekleştirilmesini hedefliyoruz” dedi. Ünal, “At Pazarı Sokak Sağlıklaştırma ve Kentsel Tasarım Projesinin yatırım programımıza alındı. Saha çalışmaları, analizler ve yapılara ilişkin tespit çalışmaları tamamlandı. Projeye ilişkin hizmet alım ihalesinin 2027 yılı içerisinde gerçekleştirilmesini planlıyoruz” değerlendirmesi yaptı.

Çetin Ünal

ANKARA’NIN TARİHİ EVLERİ BEYAZA BOYANMAYACAK!

Atpazarı Sokağı için öngörülen çalışmanın en dikkat çekici yönlerinden biri de geleneksel Ankara evlerinin özgün renklerinin korunması. İbrahim Terzioğlu, yapıların Ankara’nın tarihî mimarisine uygun biçimde restore edilmesinin planlandığını belirterek, Kale içinde 248 restore edilen yapılarda uygulanan beyaz boyama anlayışının burada tekrarlanmaması gerektiğini savundu.

“Ankara’nın asırlardan beri vatandaşın kök boyayla, toz boyayla yapmış olduğu yapı boyalarını burada kullanacağız” diyen Terzioğlu, restorasyonda yerel mimari özelliklerin ve geleneksel renklerin esas alınması gerektiğini vurguladı.

Çivit mavisi, turkuaz yeşili, aşı kırmızısı, oksit sarısı ve toprak tonları… Bunlar, Terzioğlu’nun Ankara’nın geleneksel yapı renkleri arasında saydığı renkler. Ona göre tarihî yapıların özgün görünümü korunmalı; yenileme adı altında bütün sokaklar birbirine benzeyen tek tip yapılara dönüştürülmemeli.

Sokakta Ankara Evleri Renkleri Net

DUVARLARIN ALTINDA ROMA DÖNEMİNİN SU YOLU YATIYOR

Atpazarı Sokağı’nın taşıdığı tarihî değer, geleneksel Ankara evleriyle sınırlı değil. Bölgede Roma döneminde Elmadağ’dan Ankara’ya su taşınmasında kullanıldığı belirtilen taş su künkleri de bulunuyor. Andezit taşının oyulmasıyla oluşturulan bu künkler, dönemin su iletim teknolojisine ilişkin önemli izler taşıyor. Birbirine geçirilerek kullanılan parçaların birleşim yerlerinde su sızıntısını önlemek amacıyla Horasan Harcı kullanıldığı görülüyor.

Terzioğlu, künklerin biçimini ve birbirine geçme sistemini göstererek geçmişte kullanılan yapım tekniğine dikkat çekiyor. Üstelik bu tarihî kalıntılar, Selçuklu döneminin Ankara’daki ikinci camisi ve ilk medresesi olduğu belirtilen Saraç Sinan Camisi’nin hemen karşısında yer alıyor.

Roma Dönemi Su Künkü 1-1

Roma Dönemi Su Künkü 2 Roma Dönemi Su Künkü 4

ASFALTIN 50 CM ALTINDA GÖMÜLÜ KAPILAR: HER AYRINTI TARİH ANLATIYOR

Atpazarı Sokağı’nda dikkat çeken bir başka mimari ayrıntı da yol seviyesinin altında kalmış bahçe kapıları. Bazı kapıların yaklaşık 50 santimetre asfalta gömülmüş görünümü, sokaktaki tarihî dokunun zaman içinde nasıl değiştiğini gözler önüne seriyor.

Terzioğlu, bu tür ayrıntıların da korunması ve restorasyon çalışmalarında dikkate alınması gerektiğini belirtiyor. Çünkü tarihî miras yalnızca anıtsal yapılardan oluşmuyor. Bir bahçe kapısı, bir avlu duvarı, bir pencere ya da ahşap bir destek elemanı da geçmişin yaşam biçimini ve mimari anlayışını günümüze taşıyabiliyor.

Yoldan 50 Cm Düşmüş Kapı

“ANKARA BİNİSİ” HÂLÂ AYAKTA

Sokaktaki geleneksel Ankara evleri, özgün mimari özellikleriyle de dikkat çekiyor. Üst katların sokağa doğru çıkma yapmasını sağlayan ve cumbaları taşıyan ahşap destek elemanları var. Ankara mimarisinde “bini” ya da bazı kaynaklarda “bingi” olarak da anılıyor. Bazı yapılarda bu desteklerin köşelerinde “açık kurt ağzı” olarak tanımlanan ahşap işçiliği ayrıntıları da görülüyor. Mimari geleneğin izlerini taşıyan bu uygulamalar, ustaların ahşabı işleme becerisini ve geçmişin yapı kültürünü yansıtıyor.

Ayrıca Roma dönemine uzanan bu izlerin, kerpiçten yapılmış ve “Mühye” olarak adlandırılan avlu duvarlarının altında kalması, bölgedeki kültürel mirasın korunması kadar belgelenmesinin de önemini ortaya koyuyor. Kerpiçten yapılan Mühye adı verilen avlu duvarları bugün yıkık dökük durumda olsa da varlığını sürdürüyor. Bu duvarlar ve ahşap ayrıntılar, Atpazarı Sokağı’nın yalnızca tarihî bir güzergâh değil, aynı zamanda geleneksel Ankara mimarisinin yaşayan bir belgesi olduğunu gösteriyor.

Ankara Binisi Ve Kurt Ağzı Ankara Binisi

Yaşatılacak mı, yoksak tarihin sayfalarında mı kalacak?

Atpazarı Sokağı, Ankara’nın geçmişiyle bugünü arasında kurulmuş önemli bir bağ. Roma döneminden gelen su yolu izleri, Selçuklu mirası, geleneksel Ankara evleri, özgün renkler ve ahşap işçiliği aynı bölgede buluşuyor. Ancak bu mirasın korunması için projelerin hazırlanması kadar, uygulamanın bilimsel restorasyon ilkelerine uygun yürütülmesi, yapıların özgün malzemelerinin korunması ve çalışmaların sürdürülebilir olması da gerekiyor.

Ankara’nın asırlık sokağı bugün bir yol ayrımında: Ya özgün kimliği korunarak gelecek kuşaklara aktarılacak ya da bakımsızlık ve ihmaller nedeniyle tarihî dokusunu parça parça kaybedecek.

Atpazarı Sokağı’nın çağrısı açık: Ankara’nın tarihi yalnızca anlatılmasın, korunsun. Bu miras, yarının Ankara’sına da ulaşsın…

Tarihi Evler Yıkılıyor

Muhabir: Cemil Cahit SARAÇOĞLU