Uluslar ligi tarihinde ilk defa mücadele ettiğimiz A ligine UEFA’nın bu sezon için öngördüğü hızlı başlangıçta, 11 günde oynadığımız 4 maç gerçekten bizim çocuklara çok sert geldi…
Rakiplerde öyle eften püften değil, Avrupa’nın en dişli takımları Fransa, Belçika ve İtalya… Gözümüze içinde bulunduğu değişim karmaşasından dolayı kestirdiğimiz tek takım vardı o da İtalya idi… İlk mücadelesinde Belçika’ya karşı aldığı 2-0’lık yenilgi bizi, bugüne kadar yaptığımız 17 maçta sadece 5 beraberlik elde ettiğimiz İtalya’yı kendi evimizde belki de kıstırırız diye oldukça umutlandırmıştı doğrusu.
Sonuç tam bir şok oldu. Evimizde Fransa’ya 1-0, İtalya’ya 4-1, deplasmanda Belçika’ya 3-0, İtalya’ya karşı 3-1 yenilgi aldık… 4 maçta 2 gol atıp 11 gol yedik… Yani şu anda A liginin 4 grubunda da 0 puan ve -9 averajla en kötü dördüncüyüz.
Ama her şeye rağmen az da olsa hala A Liginde kalma şansımız var…
2. ve 3. Grupta Sırbistan ile Çekya; 0 puan ve -5’er averaj, 4.grupta ise Galler 3 puan ve -3 averajla son sırada yer alıyorlar. Bu durumda bizim direkt olarak küme düşmemiz için yani en iyi 2 dördüncü arasında olmamız için en azından 2 takımı geride bırakmamız gerekir ki A liginde kalabilmemiz için play-off şansımız olsun. Bu nedenle kasım ayında içerde Belçika ve deplasmanda Fransa maçlarından puanlar almamız şart.
Peki “Bizim Çocuklar” nasıl oldu da Montella ile önce 2024 Avrupa Şampiyonası finallerine (Çeyrek finalde Hollanda’ya 2-1 yenilerek elendik) katıldık, 2025’te tarihimizde ilk kez Uluslar A ligine yükselme başarısı gösterdik ve 2026 Dünya Şampiyonası finallerine Avrupa elemeleri play-off yarı finalinde Romanya, finalinde ise Kosova’yı geçerek 24 yıl sonra vizeyi aldıktan sonra finallerde gruptan 2 yenilgi ve 1 galibiyetle çıkamayıp bu durumlara düştü.
Kadro aynı, teknik direktör aynı ama o başarıdan başarıya koşan bizim çocuklar gitmiş, yerine başkaları gelmişti.
Gerçekten Uluslar A liginde bambaşka bir takım vardı.
Bir kere Kaptan Hakan Çalhanoğlu, Kenan Yıldız ve Mert Müldür sakatlık yüzünden yoktu, Orkun Körkçü de sadece ilk İtalya maçında 45 dakika oynadıktan sonra sakatlığı nüksettiği için kadrodan çıkarıldı.
Asıl sorun ise kadro da Arda ve birkaç isim dışında özellikle de stoperlerimiz başta olmak üzere hepsi çok formsuzdu.
Bu durumlar Montella’nın elini kolunu bağlamıştı ama o hala Kerem’den, Barış Alper’den, son İtalya maçında da Yunus ile Aral’dan santrafor yaratma peşinde koşuyordu. Yani göreve geldiğinden beri orijini santrafor olan genç yetenekleri kazanmak yerine çakma santrafor deneme huyundan hiç vazgeçmedi. Elindeki Deniz Gül’ü 4 maçta da sadece son dakikalarda oynatması, La Ligada mücadele eden Getafe’nin 1. santraforu ve bu sezon oynadığı 7 maçta 3 gol ve 1 asisti olan Enes Ünal’ı kadroya bile çağırmaması da ne kadar inatçı olduğunun da göstergesi.
Aslında Montella’nın asıl belini kıran 4 maçta yediğimiz 11 gol oldu. Ve bununda en büyük nedeni de stoperlerimiz Abdülkerim Bardakçı, Merih Demiral ve Ozan Kabak’ın son derece formsuz olmasıydı.
Vincenzo Montella, son İtalya maçından sonra yaptığı açıklamada, Uluslar A ligindeki hezimeti şimdiden kabullendiği alenen belli etmiş görünüyordu ki İlk hedefimiz Avrupa Şampiyonası diye söze başladı ve “Uluslar Liginde tam kadro mücadele edemedik. Bu deneyimler, bu seviyede önemli. Bu seviyede ilk kez 4 maç üst üste yaptık. Avrupa Şampiyonası için bu deneyimleri kullanacağız” diye de bitirerek istifa etmeye niyetli olmadığını açıkça belli etti.
Bizde bu gibi durumlar için kullandığımız güzel bir deyimimiz var, “Dereyi geçerken at değiştirilmez” diye… Kasım ayını bekleyip görelim sonra da belki de yöneticileri ile el ele verip birlikte giderler… Biz de yeni bir sayfa açalım.