Avrupa Birliği’nin Seveso III Direktifi ile Türkiye’de uygulanan BEKRA, olası büyük endüstriyel kazalara karşı en önemli güvenlik kalkanı mevzuatı olarak biliniyor.
Sanayileşme döneminde şehir merkezlerinin dışında kurulan fabrikalar, akaryakıt depolama tesisleri, kimya fabrikaları ve tehlikeli madde depoları; hızlı nüfus artışı ve kontrolsüz kentleşmeyle birlikte zaman içerisinde yerleşim alanlarının ortasında kaldı.
Özellikle birbirine yakın yüksek riskli tesislerde bir kazanın diğerini tetiklemesiyle ortaya çıkan “domino etkisi”, kent güvenliği açısından en ciddi risklerden biri olarak öne çıkıyor.
Bu tehlikenin dünyadaki en çarpıcı örneklerinden biri 1976 yılında İtalya’nın Seveso bölgesinde yaşandı. Bir kimya tesisindeki kaza sonucunda geniş bir alanın toksik maddelerden etkilenmesi, Avrupa’nın endüstriyel güvenlik yaklaşımında köklü değişikliklere yol açtı.
Bugün yürürlükte bulunan Seveso III Direktifi (2012/18/EU); tehlikeli maddelerin miktar ve özelliklerine göre tesislerin sınıflandırılmasını, büyük endüstriyel kazaların önlenmesini, olası kazaların etkilerinin azaltılmasını ve arazi kullanım planlamasında güvenlik kriterlerinin dikkate alınmasını öngörüyor.

TÜRKİYE’NİN SEVESO KALKANI: BEKRA
Türkiye’de Seveso yaklaşımı kapsamında uygulanan Büyük Endüstriyel Kazaların Önlenmesi ve Etkilerinin Azaltılması Hakkında Yönetmelik (BEKRA), tehlikeli maddelerin belirli eşik değerlerin üzerinde bulunduğu sanayi tesislerine kapsamlı güvenlik yükümlülükleri getiriyor.
Tesisler, bulundurdukları tehlikeli maddelerin türü ve miktarına göre “Alt Seviyeli” veya “Üst Seviyeli” kuruluş olarak sınıflandırılıyor. Özellikle üst seviyeli kuruluşlarda risklerin belirlenmesi, sistematik güvenlik yönetiminin oluşturulması, acil durum hazırlıklarının yapılması ve mevzuat kapsamında gerekli güvenlik dokümantasyonunun tamamlanması kritik önem taşıyor.
Yasal süresi içerisinde gerekli güvenlik raporunu hazırlamayan veya yapılan denetimlerde gerekli güvenlik şartlarını karşılamadığı belirlenen tesisler açısından mevzuat, faaliyetin durdurulmasına kadar uzanan yaptırımlar öngörüyor.
Sanayi tesislerinin konut ve yaşam alanlarıyla giderek yakınlaşması ise konuyu yalnızca işletme güvenliği olmaktan çıkararak doğrudan kent güvenliğinin bir parçası haline getiriyor. Uzmanlar, yüksek riskli sanayi alanlarının uzun vadeli şehir planlaması kapsamında değerlendirilmesi, yeni imar kararlarında endüstriyel risklerin dikkate alınması ve tesislerle yaşam alanları arasındaki güvenlik mesafelerinin titizlikle korunması gerektiğine dikkat çekiyor.
2025’te 755 endüstriyel yangın ve patlama
Mevzuat ve teknolojik gelişmelere rağmen endüstriyel yangın ve patlamalar Türkiye’de yaşanmaya devam ediyor.
Kimya Mühendisleri Odası (KMO) İstanbul Şubesi’nin tespitlerine göre 2025 yılında Türkiye’de 755 endüstriyel yangın ve patlama meydana geldi. Bunların 700’ünü endüstriyel yangınlar, 55’ini ise endüstriyel patlamalar oluşturdu.
Bu olaylarda 20 işçi hayatını kaybederken 173 işçi yaralandı. Ayrıca yüzlerce kişi yangınların ardından ortaya çıkan duman ve zararlı gazlardan etkilenerek olay yerinde müdahale gördü.
Yangın ve patlamaların sektörel dağılımında metal sektörü yüzde 19 ile ilk sırada yer alırken; ağaç, kâğıt ve mobilya yüzde 18, tekstil yüzde 17, kauçuk ve plastik yüzde 12, gıda sektörü ise yüzde 9 pay aldı.
Veriler, endüstriyel yangın riskinin yalnızca kimya ve petrokimya tesisleriyle sınırlı olmadığını, üretimin hemen her alanında ciddi bir can güvenliği ve ekonomik kayıp riski oluşturduğunu ortaya koyuyor.
Türkiye’de endüstriyel itfaiye şirketi faaliyeti sürdüren Falckon’un Genel Müdürü Anıl Yamaner, özellikle tehlikeli kimyasallarla çalışan, yüksek miktarda yanıcı, parlayıcı veya patlayıcı madde bulunduran işletmelerin Seveso III ve BEKRA yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Yamaner, mevzuata uyumun tesis bazında proaktif yangın güvenliği uygulamalarıyla desteklenmesinin hayati önem taşıdığını vurguluyor.



