İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Genel

Can dostlarımızı aç bırakmıyoruz

Genel

Sokak hayvanlarına dört mevsim destek

Spor

"Artık herkes biliyor, şampiyonlar Mamak‘tan çıkıyor"

Genel

Kar Altındağ'a çok yakıştı

Genel

Çankaya şiddete karşı kadınların yanında

Genel

Kar altındaki Altınköy'de, kızıl geyik ve ceylanlar yoğun ilgi gördü

Genel

Sevimli dostlarımız İzlanda kışında da unutulmadı

Kültür-Sanat

Kitap Fuarı'na yoğun ilgi

Kültür-Sanat

Karne sevinci next level avm'de yaşandı

Kültür-Sanat

Minik Katip Çelebiler bu okulda yetişiyor

Kültür-Sanat

Altındağ'a yeni bir sanat galerisi

Çevre

Kahramankazan'da İzlanda kışı seferberliği

Sağlık

Sağlık Haberleri

Meme kanserinde erken tanı hayati önem taşıyor

Zehra ŞAHİNDOKUYUCU 02.12.2021 13:52
Meme kanserinde erken tanı hayati önem taşıyor

Ulusal Radyasyon Onkolojisi Kongresi’nde konuşan Ulusal Radyasyon Onkolojisi Kongresi Genel Sekreteri Prof. Dr. Nilgün Okumuş, dünya genelinde en sık görülen kanser türünün meme kanseri olduğunu belirterek, “Maalesef meme kanserinde erken tanının gereksiz olduğuna dair bazı sorumluluktan uzak ve talihsiz demeçler bulunmaktadır. Meme kanseri tanısı erken evrede konulursa, tedavinin başarısı ve hayatta kalma şansı çok büyük oranda artmaktadır” dedi.

Ulusal Radyasyon Onkolojisi Kongresi gerçekleştirildi. Kongrede konuşan Ulusal Radyasyon Onkolojisi Kongresi Genel Sekreteri Prof. Dr. Nilgün Okumuş dünya genelinde en sık görülen kanser türünün meme kanseri olduğunu söyledi. Okumuş, meme kanserinde erken tanının hayati önem taşıdığını belirterek, şunları söyledi: “Dünya genelinde 2020 yılı verilerine göre en sık görülen kanser, kadın meme kanseridir. Kadınlarda kansere bağlı ölümlerde 2’nci en sık görülen sebep olarak karşımıza meme kanseri çıkmaktadır. Maalesef meme kanserinde erken tanının gereksiz olduğuna dair bazı sorumluluktan uzak ve talihsiz demeçler bulunmaktadır. Bunların hiçbir bilimsel dayanağı olmadığı gibi meme kanseri hastalarının hayatını da tehdit edici boyuttadır. Meme kanseri tanısı erken evrede konulursa, tedavinin başarısı ve hayatta kalma şansı çok büyük oranda artmaktadır. Meme kanserinin erken evrede yakalanabilmesi için tarama testlerinin yapılması önerilmektedir. Her kadının 20 yaş üzerinde ayda bir kendi kendini muayene etmesi, iki yılda bir sağlık kuruluşunda meme muayenesi olması, 40-69 yaş aralığında ise yine ayda bir kendi kendini muayene etmesi, yılda bir sağlık kuruluşunda muayene olması ve iki yılda bir mamografi çektirmesi önerilmektedir. Meme kanseri, yayılmadan önce erken evrelerde tespit edilirse hastaların yüzde 90’ından fazlası normal yaşamını sürdürmektedir.” Prof. Okumuş, tedavilerin geliştiğini belirterek, şunları söyledi: “Günümüzde modern tedavi yöntemleri sayesinde erken evre meme kanserlerinde memenin tümünün alınmasına gerek kalmadan sadece tümörlü bölgenin çıkarılması sonrası radyoterapi ile meme kanseri tedavi edilebilmektedir. Bu sayede kadınlarda hem ruhsal hem bedensel sıkıntılara yol açabilen tüm memenin cerrahi olarak çıkarılmasına daha az sıklıkla başvurulmaktadır. Meme kanserinde modern radyoterapi teknikleri sayesinde akciğer ve kalp korunarak hedeflenmiş bir tedavi yapmak mümkündür. Mükemmel kozmetik ve minimum yan etki ile meme kanseri tedavisi artık çoğu hastada daha da kısa sürede tamamlanabilmektedir. Böylece hastalarımız kısa sürede sorunsuzca tedavilerini tamamlama imkânı bulabilmektedirler.”

“RAHİM AĞZI KANSERİ AŞILAMA İLE AVUSTRALYA’DA TARİH OLUYOR”

Ulusal Radyasyon Onkolojisi Kongre Bilimsel Sekreteri Prof. Dr. Zeynep Özsaran da rahim ağzı kanserin kadınlarda özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde çok sık görülen bir kanser olduğunu belirterek, “Gelişiminden erken yaşta cinsel ilişki, çok eşlilik, sigara, immun sistem, beslenme gibi faktörlerin yanında esas olarak uzun süren, inatçı HPV (Human Papilloma Virüs) enfeksiyonu sorumludur. Cinsel aktif kadınların yarısı yaşam boyu HPV enfeksiyonu ile karşılaşır. HPV tip 16 ve 18 rahim ağzı kanseri ile ilişkili en sık görülen yüksek risk HPV tipidir. Rahim ağzı kanserinden korunmak amaçlı aşılama ve tarama çalışmaları yıllar önce başlatılmış ve bu sayede erken tanı ve hastalığın ortadan kaldırılması hedeflenmiştir. HPV aşısı, rahim ağzı kanserinin neredeyse yüzde 99’undan sorumlu HPV’e karşı geliştirilen koruyucu aşılardır” dedi. Okumuş, Avustralya’daki aşılama modeline dikkat çekerek, şunları söyledi: “Avustralya’da aşılama ile ilgili yeni bir modelleme yapılmış olup araştırmacılar 20 yıl içerisinde rahim ağzı kanserinin bir kamu sağlığı sorunu olmaktan çıkarılacağını açıklamışlardır. Ve aşılama tarama programları bu şekilde devam ederse Avustralya rahim ağzı kanserinin bitiren ilk ülke olacaktır. Bu modellemede 2007 yılında cinsel aktivite başlamadan önceki dönemde 12-13 yaş kız çocuklarına ve daha sonra 2013 yılında erkek çocuklarına olmak üzere ücretsiz HPV aşılama programına başlamışlardır, 2015 yılında yapılan değerlendirmede 18-24 yaş arasındaki kadınlarda HPV görülme oranının yüzde 22.7’den yüzde 1.1’e düştüğü görülmüştür. Benzer şekilde Yeni Zelenda, Avrupa, İngiltere, ABD ve Kanada da olmak üzere toplam 27 ülkede ödeme kapsamına alınmış ve özellikle 12-13 yaş kız çocuklarına ücretsiz okul aşılaması veya lokal sağlık organizasyonları aracılığı ile aşılama programları başlatılmıştır. Dünya Sağlık Örgütünün önerileri; primer hedef 9-10 yaş ile 13 yaş arası kız çocuklarıdır. Aşı 3 doz halinde 0.,2., 6’ncı aylarda yapılmalıdır. Ulusal HPV Aşı Standartlarımızda benzer şekilde belirlenmiş ancak henüz ödeme kapsamına alınmamıştır. Ebeveynlerin aşılarla ilgili bilgilendirmesi görevi, KETEM, Sağlık Ocağı ve Aile Hekimlerine düşmektedir.”

KANSERE BAĞLI ÖLÜM ORANLARI DÜŞMEYE BAŞLADI

Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Banu Atalar ise kansere bağlı ölüm oranlarının Amerika’da gerilediğinin bildirildiğini ifade ederek, “Bugün dünyada ölüm nedenlerinin başında kanser gelmektedir. Ancak Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsü’nün yayınladığı son rapora göre ABD’de kansere bağlı ölüm oranlarında her geçen yıl gerileme görülüyor. 1991’de kansere bağlı ölüm oranları zirvedeyken, geçen 30 yılda kanser ölümleri yüzde 31 oranında azaldı. Kanser kaynaklı can kayıplarının azalmasında, en yaygın görülen dört kanser türü olan akciğer, bağırsak, meme ve prostat kanserlerinde uygulanan tedavilerdeki gelişmelerin büyük rol oynadığı belirtilmekte. Ayrıca sigara içme oranlarının azalması, radyoterapi ve ilaç tedavilerindeki gelişmeler de kansere bağlı ölümlerin azalmasındaki diğer önemli faktörler” diye konuştu. Atalar, sözlerine şöyle devam etti: “Sık görülen kanserlerden en ölümcülü olan akciğer kanserinde hedefe yönelik ilaçların yanı sıra, özellikle son yıllarda kullanıma giren immünoterapi adı verilen yeni nesil kanser ilaçlarının kullanımının yaygınlaşması ve bu tedavilerin radyoterapi ile kombine edilmesiyle de yaşam sürelerini belirgin uzattı. Ülkemizde üstün teknoloji olarak tanımlanan ‘nokta atışı’ veya ‘radyocerrahi’ denilen radyoterapi teknikleri pek çok merkezde başarılı bir şekilde kullanabiliyor. Akciğer kanserinde nokta atışı yani hedefe yönelik radyoterapi kullanımı ile yaşam sürelerinde yaklaşık 2 kat artış gözlendi. Ancak bu yöntem her akciğer kanseri hastası için kullanılabilecek bir yöntem değildir.”