İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Eğitim

Bakan Gül ve Selçuk sınıf boyadı

Sağlık

'Çukur' oyuncularından kök hücre bağışı

Kültür-Sanat

"Sihirli flüt", Mozart'ın doğum gününde Türk Marşı çalacak

Genel

Sokak hayvanları için havalandı

Genel

Etkili kar yağışı yüzleri güldürdü 

Genel

Dink suikastı davası 12. yılında

Spor

Sharapova, son şampiyon Wozniacki'yi eledi

Çevre

Longoz ormanı ve Acarlar Gölü bölgesi korunmalı

Genel

Hitit Federasyonu kaynak geliştirme toplantısı yaptı

Genel

Aybüke öğretmenin şehit edilmesi davasında karar

Genel

 Nesibe Aydın Özel Eğitim Kurumları'nın acı günü 

Genel

Sigarayı bırakmak isteyene ücretsiz sağlık hizmeti

Politika

Politika Haberleri

“10 Ocak’tan geriye emek sömürüsü kaldı”

Tolga ALCA 11.01.2019 10:54
“10 Ocak’tan geriye emek sömürüsü kaldı”

CHP Balıkesir Milletvekili Ensar Aytekin, “4 0cak 1961’te çıkan 212 sayılı Basın İş Kanunu ile tanınan, 1961 ve 1971 yılları arasında çalışan gazeteciler bayramı olarak kutlanan 10 Ocak’tan geriye bugün sadece bir gün ve emek sömürüsü kaldı.” dedi.

CHP Balıkesir Milletvekili Ensar Aytekin, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Bayramı dolayısıyla bir açıklama yaptı. Aytekin, “Halkın haber alma hürriyeti anayasada güvence altına alınsa da, halkın haber alma hürriyetini kullanmada eli kolu ve gözü olan siz basın organları emekçilerinin içinde bulunduğu koşullar geldiğimiz nokta konusunda özel bir önem taşımaktadır. Basın hürdür, sansür edilemez! Hükmü, AKP iktidarları döneminde içi gittikçe boşaltılan, benden olmayanı hedef gösteren, vergi cezalarıyla patronlarının haksız ve keyfi tutuklamalarla, işten çıkarmalarla basın mensuplarının başının üzerinde hazır bekleyen bir giyotine dönüşmüştür” dedi.

“DEMOKRASİ ELEŞTİRİ VE TAHAMMÜL REJİMİDİR”

İktidarın basın organlarına baskısı sonucunda medyanın 4’üncü kuvvet olmaktan çıkarak, ideolojik bir aygıta evrildiğini, toplumda muhalefetin sesinin kesildiğini ve baskı ile tüm ülkeye sirayet etmiş olduğunu dile getiren Aytekin’in açıklaması şu yönde: “21’inci yüzyılda, devletlerin tüm dünyada basın yayın faaliyetlerini evrensel basın yayın ilkelerini hiçe sayan anlayışları, toplumlar açısından yer yer tepkilerin odağı haline gelmiştir. Özellikle yaygın medya, reklam gelirlerinden mahrum bırakılmış, haberlerin içeriklerine müdahaleler ‘beyefendiyi kızdırmayalım’ sözüyle dört bir yandan baskı altına alınmıştır. Medyanın ifade hürriyeti, iktidarı destek söz konusu olduğunda sonuna kadar kullanılan ve bu destek yarışı içerisinde muhalefet partilerine kurumsal kimliklerine hakaretleri adeta şeref madalyası olarak gören bir şekilde ilerleyip, kimilerinin elinde de toplumun bir bölümüne yönelik olarak ‘katli vacip’ çağrılarının yapılmasına olanak sağlamıştır. Kuşkusuz ki bu ve benzeri nefret suçlarını tetikleyen, kendilerinde görülen ‘iktidarı ne kadar desteklersek arkamızda o kadar sağlam dururlar’ anlayışıyla ilerlemekte, yapılan tüm nefret suçlarının cezasız kalacağı kendilerine garanti edilmektedir. Ancak bu cezasızlık, kamu vicdanında ve arşivlerinde ömür boyu mahkum edilecek kadar büyük ve alternatifsiz bir durumdur. Demokrasi eleştiri ve tahammül rejimidir. Ama ne iktidar, ne de iktidarın yarattığı medya organları en ufak bir farklı fikre tahammül edememekte ve farklılıkları hedef göstermeye devam etmektedir.

“İKTİDARA YAKIN OLAN AVANTAJLI”

Bunlarla birlikte yerel basında yaşanan sorunlar da gündemde olmak zorundadır. Gazete kâğıdı bulmanın zorluğundan, basın ilan kurumu reklamlarına kadar birçok alanda iktidara yakın olmanın avantaj olduğu bir yerde, yerel basının iktidarın duymak istemediği şeylere yer vermeme eğilimi ekonomik bir otokontrol sürecini doğurmaktadır. Ayrıca, basın organlarında çalışan emekçi insanlarımızın gerek patronlardan gerekse kurum içindeki çalışanlardan gördüğü mobbing, baskı ve taciz psikolojilerde ciddi bozulmalara sebep olmaktadır. Stajyer olarak çalışıp hiçbir güvenceye sahip olamayan mesleğinde çiçeği burnunda gazeteci adayları, bu tabloları görünce korkmakta ve anayasada atfedildiği haliyle kutsal bir görev olan gazeteciliği yapmaktan çekinmektedir.

“ÖLDÜRÜLEN GAZETECİLER”

İçlerindeki meslek aşkının bedelini Uğur Mumcu gibi, Metin Göktepe gibi hayatlarıyla ödeyenlerden, günümüzde tehdit edilen, yıldırılan, korkutulan, tutuklanan gazetecilere dönen ülkemizde yaşananlar sizin hikayenizdir! 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü kutlanacak bir gün değil, direnilecek bir gündür. Bu direncin öznesi olan ve mesleğinin gereğini yaptığı için cezaevine atılıp özgürlüğü elinden alınan gazetecileri saygıyla selamlıyor, hayatlarını kaybetmiş meslek duayenlerini rahmetle anıyorum.”