İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Genel

"Angara'nın Yıldızları Ses Yarışması"nın finalistleri belli oldu

Genel

Nida Tüfekçi Parkı açıldı

Genel

Altındağ'da hayaller gerçeğe dönüştü

Genel

 Aşık Veysel Engelsiz Yaşam Merkezi 25 Ekim'de açılıyor

Genel

Tohum eken Gölbaşılı ellere Başkan Şimşek'ten müjde

Genel

Engellilere KPP kursu için başvurular başladı

Genel

Köse: Projelerimizin yüzde 80'ini gerçekleştirdik

Genel

Keçiören'e 360 bin ton asfalt serildi

Genel

Başkent'te kadın sağlığını önceleyen projeler devam ediyor

Genel

Can dostlar doğal yaşam alanlarında besleniyor

Genel

 Altındağ Belediyesinden çiftçiye tohum desteği

Genel

Türkiye'deki buğday ve arpa açığını bu yıl başkentli çiftçi kapatacak

Özel Haber

Özel Haber Haberleri

“Müzik hayati bir mesele”

Makbule AKGÜL AKKUŞ 13.10.2021 09:59
“Müzik hayati bir mesele”

Müzisyen Burak Sarı’nın, müziğe duyduğu ilgi ilkokul yıllarında başlamış. O günlerde blok flüt ve org ile müzik yolculuğuna başlayan Sarı, 10 yaşında bağlama çalmaya başlamış. 19 saatlik bir kursun sonucunda bağlama çalmayı öğrenen Sarı, bağlamanın yanı sıra piyano, kaval, gitar, mandolin, yan flüt ve mey çalıyor. Yaylı enstrümanlar hariç bir çok enstrüman çalabilen Sarı, sanatın küçük bir azınlığın ulaşması gereken bir alan olmadığını müzikle ilgilenmek isteyen ve enstrüman çalmak isteyen herkese yardımcı olmaya çalıştığını ve bu doğrultuda ücretsiz kurs da verdiğini ifade etti. Sarı, müzikle olan bağını şu şekilde anlattı: “Yaşama dair ne varsa o diyebilirim. Müzik kültürel bir şeydir. Özellikle insanın doğayla ve birbiriyle uyumu içerisinde bir sanat anlayışı olması gerektiğini ve sanatın alanının her şeyi kapsadığını düşünüyorum.”

“Sanatçı toplumdan daha üsttedir ve daha dokunulmazdır” düşüncelerini benimsemiyorum” diyen Burak Sarı, sanatın, herkesin ulaşabileceği bir alan olması gerektiğini, sanatın her alanına yeteneği olan milyonlarca insan olduğunu ama insanların mevcut koşullardan dolayı sanata ulaşamadığını belirterek, “Kurs almak isteseler kurs maliyetleri yüksek, enstrüman almak isteseler fiyatlar yüksek. Dolayısıyla insanlar bu koşullarda müziğe ulaşamıyor.” diye konuştu. Kendilerine has tarzıyla sessiz sedasız ilerleyen samimi topluluk Grup Devinim’in üyelerinden Burak Sarı ile müzikal yolculuğu üzerine konuştuk.

• Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

Anadolu Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde okuyorum. Müziğin yanı sıra edebiyat ve felsefe ile de ilgileniyorum. Ayrıca Eşit, Erişilebilir, Engelsiz Hayat Dergisi’nde (EEEH) editörlük ve yazarlık yapıyorum. Bireysel çalışmalarımın yanı sıra şu an Grup Devinim’de de müzik yapıyorum. Aynı zamanda online dersler veriyorum. Engelsiz Erişim Derneği’nin düzenlediği engelsiz eğitim programı kapsamında; temel şelpe eğitimi, yöresel tavırlar ve zor parçaların icrasının anlatıldığı eğitimleri de ben verdim. 2017-2019 yılları arasında düzenlenen bu eğitimlere, dünyayaseslen.com sitesinden ulaşılabilir. Ayrıca şu anda online dersleri kendi youtube kanalımda veriyorum.

• Müzik ile serüveniniz nasıl başladı? Bize müzikle olan hikayenizi anlatır mısınız?

5-6 yaşlarından itibaren bağlama çalmak istiyordum. Bağlama yapan bir komşumuz vardı, ailem komşumuzdan bir bağlama yapmasını rica etmişti benim için. O da ailemin bu ricasını yerine getirmedi ve uzun süre sonra da mevzu unutuldu gitti. Müziğe ilkokul yıllarında blok flüt ve org ile başladım. İlkokul 3’üncü sınıfta okulda mandolin dersleri veriliyordu ve bende mandolin öğrenmek istedim. Sonra sürekli ailemden mandolin istedim. Bir gün babam büyük bir sürpriz yaptı mandolin yerine bağlama alıp gelmişti. İşte 10 yaşından itibaren de bağlama çalmaya başladım. Zaten bağlama çalmak istiyordum; o isteğim yerine gelmiş oldu. Sonrasında 19 saat kursa gittim ve bağlama çalmaya başladım. Ortaokul yıllarında okulumuzun korosunun baş bağlamacısıydım. 2 yıl sonra da radyo programlarında müzik yapmaya başladım. Lise yıllarında ise özel bağlama dersleri vermeye başladım ve bunun yanı sıra bazı mahalle düğünlerinde de bağlama çaldım. Sonraki süreçlerde de müzikle olan bağım daha da gelişti.

“YAYLI ENSTRÜMANLAR HARİÇ BÜTÜN ENSTRÜMANLARI ÇALABİLİYORUM”

•Ana enstrümanınız bağlama ama gitar da çalıyorsunuz. Başka hangi enstrümanları çalıyorsunuz?

Bağlamanın yanı sıra piyano, kaval, gitar, mandolin, yan flüt, mey çalıyorum. Yaylı enstrümanlar hariç hepsini çalabiliyorum.

• Yaptığınız müziği nasıl tanımlıyorsunuz?

Sanat küçük bir azınlığın ulaşması gereken bir alan değil ve bana göre sanatçı kutsal da değil. Mevcut sistem içerisinde sanatçıya ayrı bir yer atfedilir. “Sanatçı toplumdan daha üsttedir ve daha dokunulmazdır” düşüncelerini benimsemiyorum. Sanatın herkesin ulaşabileceği bir alan olması gerekiyor. Sanatın her dalına yeteneği olan milyonlarca emekçi insan var ve o insanlar mevcut koşullardan dolayı ulaşamıyorlar. Kurs almak isteseler kurs maliyetleri yüksek, enstrüman almak isteseler fiyatlar yüksek. Dolayısıyla insanlar bu koşullarda ulaşamıyor müziğe. Ve bu bağlamda da müzikle ilgilenmek isteyen ve enstrüman çalmak isteyen herkese ücretsiz kurslar vererek yardımcı olmaya çalışıyorum.

“SANATIN ESTETİK YÖNÜNÜ TOPLUMSAL YÖNÜYLE BİRLEŞTİRMEK GEREKİYOR”

• Burak Sarı’nın hayattaki dinamikler ve bir müzisyen olarak beslendiği noktalar neler?

Yaşama dair ne varsa o diyebilirim. Müzik kültürel bir şeydir. Özellikle insanın doğayla ve birbiriyle uyumu içerisinde bir sanat anlayışı olması gerektiğini düşünüyorum. Ve sanatın alanının her şeyi kapsadığını düşünüyorum. Yani sokağa çıktığın anda hani bugün ‘üretme sorunu yaşıyorum’ diyen sanatçılar vardır ya öyle bir gerçeklik yok. Sokağa çıktığında inşaatta çalışan bir işçi de esin kaynağı olmalı, toplumun farklı kesimlerinin dertlerine de dokunmalıdır sanatçı. Bu ‘Sanat sanat içindir, sanat toplum içindir’ diye bir klişe gibi de değil. O düşünceyi savunduğum için söylemiyorum bunu. ‘Sanat sanat içindir’ mantığıyla yaklaşanların bir çoğu sanatında iyi bir şeyler yapabiliyor. Ama bu sınırlı. Çünkü doğadan, toplumdan bir şekilde kopuk oluyor. Bunun karşıtı olarak da sanat toplum içindir de sanatın estetik yönünü yok saymak bunu ikincil plana itmek işte 3-5 notadan oluşan kötü icra edilen ezgiler üzerine basit sözler yazmak gibi anlaşılıyor bazı sanatçılar tarafından. Bu bağlamda sanatın estetik yönünü toplumsal yönüyle birleştirmek gerekir diye düşünüyorum. Böyle sağlıklı bir sanat anlayışının olacağını düşünüyorum. Yoksa sanatçı neyi anlatabilir ki. Her gün 3-4 kadın katledilirken, iş cinayetleri yaşanırken sadece karşı cinse duyduğumuz bir aşkı anlatırsak bu ne kadar sanat olabilir.

“GRUP DEVİNİM EMEKÇİLERDEN OLUŞUYOR”

• Anadolu’nun ezgilerini yaşatmaya çalışan “Grup Devinim” adlı grupta da yer alıyorsunuz?

Bize biraz Grup Devinim’i anlatır mısınız? Daha önceki yıllarda çeşitli gruplarda çalıştım. Çeşitli sanatçılara da gitarla, bağlamayla, flütle eşlik ettim. 2014 yılında Sağlık ve Hizmet Emekçiler Sendikası’ndan (SES) bir arkadaşım vardı gitar çalıyordu. Bir dönem şehir değiştirmiştim. Tekrar Ankara’ya geldiğimde müzik grubu kurma isteğim oldu. O süreçte o arkadaşımı aradım. Arkadaşıma “Bir gurup kuralım mı?” önerisiyle gittim. Onlarında sendika içerisinde müzik grupları varmış. Ama faal değilmiş “Onu aktifleştirilelim” dedi. Orada yeni arkadaşlarla kesişti yolumuz ve SES’ten Tarım OrkamSen’den katılan arkadaşlar oldu. Bizim grubumuzun çoğu emekçilerden oluşur. Hatta gruba o dönem isim koymamıştık. Sonra arkadaşlarla konuşurken bir isim koyalım dedik. Konserlere çıkmaya başlamıştık. Bir arkadaşımızın önerisiyle grubun adı ‘Grup Devinim’ oldu. Çeşitli bestelerim var onları ses- lendirdik. Bu toprakların bestelerini yorumlamaya başladık dilimizin ve elimizin döndüğünce. Grup Devinim benim için çok kıymetlidir.

• Müziği insan yaşamının genel akışı içinde nasıl bir yere yerleştiriyorsunuz?

Bence çok hayati bir mesele. Müzik, insandan ayrı çok kopuk bir uğraş değildir. İnsanlar müzikle gerçekten ilgilenmek istiyor ama bunun için imkanları yok. Ama bunu bir şekilde yapıyorlar. Bazı işçi korolarını da çalıştırdım. Mesela İlmek Kadın Korosu var orada da bağlama çalıyorum. Oradaki kadın arkadaşlar farklı alanlarda çalışan işçi arkadaşlar. Bu insanların keşfedilmemiş çok güzel bağı var müzikle. Mesela, çok kısa sürede hiç müzik deneyimi olmayan bir arkadaşımız gruba çift ses eşlikleri yapmaya başladı. Bunu gerçekten müzik eğitimi alanlar ya da kulağı çok iyi olan insanlar yapabiliyor. Belki beni çok kişi tanımayabilir bu işten para kazanamayabilirim bu hiç önemli değil. Ama müziğe ilgili olup da hayat koşulları nedeniyle onun dışında kalan kalmak zorunda kalan insanlara bir şekilde ‘Aaa ben de müzik yapabiliyormuşum’ demesine vesile olabiliyorsam bu benim için çok kıymetli.

“STÜDYO KAYITLARI YAPMAK İSTİYORUM”

• İlerleyen dönemlerdeki projeleriniz neler? Planlarınızdan ve hedeflerinizden biraz bahsedebilir misiniz?

Elimden geldiği kadar bir çok kişiye enstrüman öğretebilmek, kendimi daha yetkin kılabilmek istiyorum. Çünkü bunun bir sınırı yok. Sınır koyduğunuz anda artık üretemeyiz. Ayrıca, stüdyo kayıtları yapmak istiyorum. Önceliklerimin arasında düzenleme yapmak da var. İmkanlarım el verirse o alanda kendimi geliştirmek istiyorum. Planlarımın arasında bağlamayı çok sesli kullanmak, var olan ezgilere ya da yeni bestelere çeşitli uyarlamalar yapmak ve bir de sokaktaki insanlardan oluşan güzel, büyük, nitelikli bir koro kurmak istiyorum.

• Son olarak geleneksel halk türkülerinin cover olarak yorumlanması ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Bu alanda Ruhi Su yol açtı. Son dönemde inanılmaz güzel gelişmeler var. Mesela Kardeş Türküler bu işi çok güzel ele aldı ve çok güzel işlere imza attığını düşünüyorum. Daha da gelişebilir çünkü çok zengin bir alan. Mesela Metin Kemal Kahraman çok iyi işler yapıyor uyarlama ve derleme konusunda. Bir gitar, bir bağlama, bir cura ile çok güzel işler başarabiliyor. Erkan Oğur’u tabii bu alanda anmadan geçemeyeceğim. İşte bu tarzların ortaklaşması ve bir araya gelmesi genç müzisyenlerinde ufkunu açıyor.