İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Genel

Çankaya Evlerine ilgi büyük

Genel

 Barınakta kış hazırlıkları tamam

Genel

Mamak'ta özel güne özel konser

Genel

Dikmen Teknoloji Köprüsü yakında açılıyor

Genel

Mamak'ta miniklerden çim adam etkinliği

Genel

Kahramankazan'da fırsatçılığa geçit yok

Genel

Mamak'tan rekor alt yapı hizmeti

Genel

Kırkkonaklar Çankaya Evi'nin temeli atıldı

Kültür-Sanat

Çankaya'da sanatla buluşma zamanı

Kültür-Sanat

KKTC'nin ilk yerli operası ana vatana turneye geliyor

Kültür-Sanat

Keçiören'de Bedia Akartürk rüzgarı

Genel

 Taşdelen köy muhtarlarıyla bir arada

Özel Haber

Özel Haber Haberleri

“Herkes için bir ‘Aralık’ olsun”

Makbule AKGÜL AKKUŞ 25.11.2021 09:55
“Herkes için bir ‘Aralık’ olsun”

Aralık Sahne, adını Fareler Tiyatrosu’nun kurulduğu aydan alıyor. Aralık hem koca bir yılın birikimi hem de yeni yılın umudu demek neticede. Ama sadece bu da değil. Asıl insanın kendisine kısa da olsa bir zaman aralığı yaratma isteğini önemsiyor Aralık Sahne. Ve izleyicisine akışa kapılarak gitmek yerine durup, hayata dışarıdaki bir ‘aralık’tan bakmayı öneriyor. Tiyatro Oyuncuları Onur Gazdağ ve Alp Bahadır, “Nice oyunlar oynadık, sahneler dolaştık. Sonunda tozu da ışığı da bizim olan, yeri geldiğinde dostlarla paylaşabileceğimiz bir sahnemiz olsun istedik. Bir sahnemiz olsun ki dedik, hayata artık onun aralığından bakalım. İşte böyle doğdu Aralık Sahne.” diye ifade etti.

Aralık Sahne, Ankara'nın merkezinde Akay Caddesinde Ankaralıların iyi bildiği bir adreste ciddi bir emek ve giderle ortaya çıkarılan bir tiyatro kurumu. Yaşadığımız bu ekonomik dar boğaz içinde Ankara'ya müthiş bir sahne ve salon armağan etmeye cesaret eden Tiyatro Oyuncuları Onur Gazdağ ve Alp Bahadır ile Aralık Sahne’nin nasıl kurulduğu hikâyesini, yıl dönümleri olan ‘aralık’ ayında düzenleyecekleri festival projesinin nasıl oluştuğunu ve içeriğinde neler olacağını konuştuk.

• Aralık Sahne’yi açma fikri nasıl oluştu?

13 yıllık bir tiyatroyuz aslında. Tiyatronun ismi ‘Fareler Tiyatrosu’; 1 Aralık 2008 yılında Ankara’da kuruldu. Ekip Ankara’da olmasına rağmen 4 sezon İstanbul’da oynadı. Çünkü o zaman buradaki yapılanma tam değildi; yeterli sahne yoktu. Belki de bize İstanbul’da oynamak daha kolay geliyordu. Çünkü orada daha kurulmuş bir düzen vardı. Organizasyon çok kurulu bir şekilde ilerliyordu biz davet üzerine gidip oynuyorduk. ‘Fareler Tiyatrosu’ 2008 yılından bu yana da hiç dağılmadı, sürekli oyunlar çıkarmaya devam etti. Pandemiden öncede güzel bir sezon geçirdik ve Ankara’da hem tiyatro örgütlenmeleriyle hem kurduğumuz ilişkilerle daha hazır hale gelmişti. Aralık Sahne öyle açıldı çünkü hakikaten sahneler doluydu program bulamıyorduk seyircinin çok ilgisi vardı. Ve biz her zaman bağımsız bir tiyatro olmayı tercih ettik. Belediyeden sahne kiralayalım orada oynayalımdan ziyade bir tiyatro bir tiyatro da oynasın ve bu şekilde bir seyirci kitlesi yaratabiliriz. O nedenle imkânsızlıktan bir sahne kurmayı düşündük.

“HAYATA DAİR BİR ‘ARALIK’ İSTEDİK”

• Aralık Sahne ismi nasıl ortaya çıktı?

Bizim tiyatronun ismi ‘Fareler’ ve kuruluş ayı Aralık. Tiyatromuzun ismini sahneye vermek istemedik çünkü bu sahnede bir çok ekibi de ağırlayacağız. Dolayısıyla başka bir tiyatroda başka bir tiyatronun olmasındansa bir mekânın bağımsız bir ismi olsun gelen ekiplerde o mekânda oynadığını duyursunlar istedik. Hem Aralık, ay olarak çok hoşumuza giden bir ay. Hem ‘Fareler’le bir bağlantısı var; onun kurulduğu ay, hem de Ankara’yı güzel tarifliyen bir ay Aralık ayı. Hem bütün senenin birikimi de var, böyle yeni bir sene için umutların biriktiği bir ay. Bir de anlam olarak bir kapı aralığını da anlatan bir isim. Hayata dair bir ‘aralık’ olsun istedik. Ankara’nın böyle bir şeye ihtiyacı var. Hakikaten buranın bir çok sanat disiplinin buluştuğu birlikte ürettiği bir yer haline gelmesi inşaat süresinde başladı. Dolayısıyla herkes için bir aralık bir seçenek olmaya başladı burası.

“GÜVENECEĞİNİZ TEK YER SEYİRCİ”

 • Bağımsız bir tiyatro var etmeye çalışıyorsunuz. Peki, Kültür Bakanlığı’nın bir desteği oldu mu? Nasıl ayakta duruyorsunuz?

Eğer bir tiyatro yapmak istiyorsanız kesinlikle bir yerden alacağınız ödemeye göre tiyatro yapamazsınız. Güveneceğiniz ve varlığınızı kurabileceğiniz tek yer seyirci. Ancak seyirciye ulaşma yolunda bazı durumlarda birileri size destek olabilir. Kültür Bakanlığı projelerini bir destek projesi olarak görmüyorum. İsminin aslında artık destek olarak anılmasını da çok tercih etmiyorum. Çünkü biz kamu yararına bir proje sunuyoruz ve Kültür Bakanlığı o projeyi destekliyor. Normalde prosedür böyle işliyor. Fakat gelen süreç her ne kadar böyle bir sahne için yapılan destek küçük de olsa kimi gruplar açısından da bir gelir kaynağına dönüşebiliyor bu para. Dolayısıyla bu iyi incelenmediğinde her tiyatronun alabileceği ve bunun için hatta belki de tiyatro kurulabileceği bir para haline gelebiliyor. Ve dolayısıyla sizin bu gördüğünüz sahne ile herhangi bir şekilde birinin yerini adres göstererek tiyatro yapan ve ödenek geldiği için bir kaç kişi ile buluşup oyun oynayan ekibin aldığı para hemen hemen denk. Yani bizim sahnemiz var diye Kültür Bakanlığı böyle bir söz vermişti fakat o söz tutulamadı. Yani bizim sahnemiz var diye biz Kültür Bakanlığı’ndan ekstra bir destek almıyoruz veya böyle bir oyun sergiliyoruz diye ekstradan da destek almıyoruz. O Kültür Bakanlığı’nın yaptığı proje destekleri aslında hemen hemen her tiyatronun başvurabildiği ve hemen hemen hepsinin de alabildiği seçiciliğinde nitelikten çok bazen adaletsizliğe dönüştüğü bir yer haline geliyor. Pandemi sürecinde ilk defa Kültür Bakanlığı’ndan destek aldık. Hakikaten o dönem hayat kurtarıcıydı. Çünkü biz sahneyi açtığımızda pandemi yoktu. Ve biz sahneyi açtık inşaat başladı sahne duvarı örülürken pandemi Türkiye’ye geldi. Ve o duvar örüldüğünde Ankara Tiyatrolar Platformu’nun sözcülüğünü yapıyordum ve tiyatrolar beni arıyordu “Tiyatro nasıl yasaklanır ne olacak.” diyorlardı. Ben, “Binlerce yıllık sanat bugün bitemez. Burası da dünyada açılacak son tiyatro sahnesi olmasın.” demiştim. Çok zorlu, mutsuz ve iyi yönetilmeyen bir süreçti. Önümüzü hiç göremediğimiz bir süreçti. Ve bu süreçte tiyatro örgütlenmelerinin organizasyonları ve Kültür Bakanlığı’nın bastırmasıyla tiyatrolara bu süreçte dijital tiyatro desteği ve turne desteği yapıldı. Biz faydalanamayan bir gruptayız ama bir çok tiyatro faydalandı bu desteklerden. Bu şekilde bir can suyu oldu tiyatrolara. Ama rutinde böyle bir destek sistemi; seyirci oluşturan bir destek olmuyor.

“LEVHA İLE YARIM KALMIŞLIĞIMIZI ANLATMAYA ÇALIŞTIK”

• Bize biraz oyunlarınızdan bahsedebilir misiniz?

Bu sezon biz prömiyerimizi ‘Levha’ isimli oyunla açtık. O oyunda da disiplinler arası çalışmayı denemek istiyorduk. Oyunda; şiir de, resim de, heykel de, tiyatro da, dans da olacaktı. Fakat bunların hiçbirinin kör göze sokmadan, hissettirerek yani biz seyircinin oyundan bir hisle çıkmasını istedik. Fiziksel odaklı bir oyun, dramatik bir yapısı var ama tabloların kendi içerisinde yarım kalmışlığı var. Ve biz bütün seyir boyunca bütün dramatolijimizde o yarım kalmışlığı anlatmaya çalıştık. Eylemsizlik halimizin bizi yarım bırakacağını ve böyle gittiğimizde de aslında dünyadaki hiçbir düzenin değişmeyeceğini sadece bir bekleyiş halinde olduğumuzu ve hep bir şeylere insanlık tarihi boyunca bir şeylere tutunduğumuzu başka bir yerden umut beklediğimizi anlatmaya çalıştık. Yani oyun esnasında da evet dinlerden umut bekliyoruz, sistemlerden umut bekliyoruz, devletlerden umut bekliyoruz. Ama binlerce yıldır biz bunu bekliyoruz. Ama bugün yaşadığımızda ve dünyaya baktığımızda artık sanatın bile tarif edemeyeceği aklına getiremeyeceği sahneler görüyoruz. Mesela Afganistan’da uçağın kanatlarından insanların düşmesi. Hiçbir sanatçı bunu hayal edemez ama geldiğimiz nokta bütün o emeklere rağmen, aydınlanma çağına rağmen bütün şimdiye kadar oluşturduğunuz dinlere, yasalara rağmen insanlığın geldiği nokta buysa belki de hakikaten sadece bekliyoruzduru anlatmak istediğimiz bir oyundu.

• Başka bir oyun var mı?

‘Köprüdekiler’ isimli bir oyunumuz daha var. ‘Levha’ ve ‘Köprüdekiler’ isimli iki oyunu da ben yazdım. Levha isimli oyunun kareografisini Mert Bozkurt müziklerini ise Yağmur Bilgin yaptı. ‘Köprüdekiler’ daha çok söze dayalı bir oyun. Burada bir sınıf çatışması var. Üç intihar öyküsü izliyoruz bu oyunda da. Kara mizah ve yine de oyunun sonunda da en seveceğimiz şey yine de bu yarım kalmışlığımız.

“BİZLER SADECE SEYİRCİ İLE AYAKTA KALABİLİRİZ”

• Çocuk oyunlarınız var mı?

Çocuk oyunları çok hassas bir alan. Onlarca tiyatro var Ankara’da çocuk oyunları yapan fakat bizim kurulduğumuzdan beri hiç dokunmak istemediğimiz daha doğrusu dokunmaya cesaret edemediğimiz bir alan. Çünkü, yetişkin alanı bizim için çok daha güvenli. Ben sahnede insanlık onurunu zedelemeyecek eylemleri gerçekleştirebilirim ve kendi sözümü söyleyebilirim. Ve oradaki yetişkin kendi süzgecinden geçirip algılar ve dolayısıyla bu ikimizi de özgür kılar. Seyirci de özgürdür bana katılmayabilir, benim gibi düşünmeyebilir, dünya görüşü benimle uymayabilir. Ben o sözü söylemekte özgürümdür seyirci onu alıp almamak da özgürdür. Ama çocuk oyununa geldiğimizde orada çok farklı bir matematik işliyor. Bizim sahnede atacağımız her adım, söyleyeceğimiz her söz, yapacağımız her hareket yıllar boyunca onun aklında çıkmayacak şekilde onda kalabilir dolayısıyla çok cesaret isteyen bir alan olarak görüyorum. Şimdi çocuk oyunlarını hocalarımızla birlikte çalışmaya başladık. Biz her oyunu hazırlarken bir çok yönden gözden geçiririz. Çünkü bu hem iktisadi olarak yapmamız gerektiğini düşündüğümüz bir şey hem de yapış amacımız. Bizim için her seyircinin gözü çok önemli. Çünkü özel tiyatro Ankara’da yok yani doğru konuşmak gerekirse bir sürü ekip sayabiliriz ama özel tiyatro seyircisi yok. Ve bizler sadece seyirci ile ayakta kalabiliriz. Bağımsızlıktan kastım oydu. Böyle bir ekip sürekli belediyenin kapısını çalarsa, sürekli Kültür Bakanlığı’ndan ödenek beklerse yaşayamaz. Oradaki bir ismin ve bir politikanın değişikliği benim yok oluşum anlamına gelir. İradeli seyirci diye bir tabirimiz var. Afişimizi asarız seyirci gelir veya gelmez; irade ondadır. Ne toplu bir organizasyonla gelir, ne kendini zorunlu hissedip gelir; dolayısıyla o iradeli seyirci gelip bizden beklediğini bularak ayrılırsa o zaman seyirciyi kazanabiliriz. Çocuk oyunlarında irade anne ve babalarda oluyor. Ve takip edilmesi zor bir alan. Çocukla hiç temasa geçmiyorsunuz bir drama çalışması olsa gözlemleyebilirsiniz ama çocuk sizin oyununuzu izliyor sizle hiç temasa girmeden o oyunda çıkıp devam ediyor. O nedenle çalışması bence çok çok daha zor, çok çok daha titiz çalışma gerektiren bir oyun. Ama o alanda da çalışmanın hem bizi geliştireceğini hem de böyle bir şeye ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Birkaç hafta öncesinden çalışmalara başladık.

“KISA OYUNLARI SEYİRCİ İLE BULUŞTURMAK İSTİYORUZ”

• Bize biraz yeni projelerinizden bahsedebilir misiniz?

Çok fazla seyirciye ulaşamayan kısa oyunlarımız var. Tiyatro ekibi olarak düşündüğümüzde bu kısa oyunları seyirci ile buluşturamıyoruz. Ama biz haftanın veya ayın belli günlerinde kısa oyunlara ayırırsak seyirci art arda kısa oyunlar izleyebilir hem bu şekilde birçok göze görünmeyen metinleri seyirci ile buluşturmuş olabiliriz hem de kısa oyun kültürü yaratmış oluruz. Her ne kadar bir mekân açmış olsak da mekândan bağımsız işleri çok seviyoruz. Yani sahne demek sadece koltukların dizili olduğu alan değil bütün bir alanı, sokakları kullanabileceğimiz projeler üretmeye çalışıyoruz. Bununla alakalı yeni bir yapı kurma çalışmamız var. Çünkü, klasik dramatik yapının dışına çıkmamız gereken döngülere ihtiyaç duymamız gereken hatta seyircinin zaman bağımlılığını bile ortadan kaldıracak bir sergi gibi 8 oyun aynı anda oynanacak ve birbiriyle bağlantılı ve seyirci 4 saat boyunca bu 8 oyunun içinde dolaşacak. Bu tarz yenilikler de yapmak istiyoruz. Çünkü hep, “Ama Ankara’da olmaz bu işler.” diye olumsuz cümleler söylenirdi. Hep bu cümleyi duyduğumda çok üzülürdüm. Ama olur. Burası 6 milyon insanın yaşadığı bir şehir ve evrensel ve duyguya dair bir iş yapıyoruz.

“ARALIK’DA FESTİVAL VAR”

• Aralık ayında bir festival düzenlemeyi düşünüyorsunuz. Bize biraz bu festivalde neler yapacağınızı anlatır mısınız?

Pandemide çok bunaldık. Yani sanat yapan insanlar inanılmaz bir boşluğa düştüler ve hakikaten bu söyleşiyi yaptığımız masada oturup inşaatın ortasında “Daha ne kadar oturacağım?” diyordum. Çünkü bizim işimiz insanlar ve insanı çıkarttığımız zaman geride hiçbir şey kalmıyor. “Dijital oyunlar yapalım” dedik. Denedik; olmuyor. O bizim bütün hayatı kurguladığımız yapı pandemi ile bir çöküşe geçti ve biz hem sahneyi hem misafir ekiplerimizi biriktirdik. Ve birbirimizin oyunlarını bu süreçte izleyemedik, birbirimizle iletişime geçemedik. Aslında sanattan çok hayatta kalmayı, geçinmeyi konuştuk. Bizde öyle bir festival yapalım ki hem seyircimizle hem de diğer ekip arkadaşlarımızla bu sezonda bu süreci nasıl geçirdik, neler ortaya çıkardık nasıl oyunlarla birlikteyiz nelerden eksik kaldık, bu süreçte birbirimizle yapmadığımız çalışmalar neydi cebimizde hangi cümleler kaldı diye bir paylaşalım dedik ve festival düzenleyelim dedik. Bu festivalde Türkiye’nin bir çok ilinden tiyatro oyunları gelecek. Ankara’daki oyunlar oynayacak onun dışında söyleşilerimiz atölyelerimiz olacak. Sadece tiyatro oyunları değil performanslar da olacak. Maksat hem seyircimize hem birbirimize iş üzerinden bir tanışıklık kuralım birbirimizin işlerini görelim. Neler ürettiğimizi görelim, seyirciye farklı farklı oyunlar, atölyeler, söyleşiler sunabilelim. Amacımız bu açıkçası.