İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Politika

“125 işçinin eylemi 213'üncü gününde”

Politika

Kaya'dan Bakan Selçuk'a soru önergesi

Çevre

“Kömürlü termik santrallere dikkat!”

Genel

Günde 3 saat 34 dakika televizyon izliyoruz

Kültür-Sanat

Pepee 6 farklı dilde çocuklara seslenecek

Dünya

Macron'un açıklamaları 'sarı yelekliler'i memnun etmedi

Asayiş

Emrah Serbes'in cezası istinafta onandı!

Kültür-Sanat

“Fakat Ne Eğlenmişiz” seyirciyle buluşacak

Genel

Sahipsiz yavru köpekler engelli öğrencilerin elinde büyüyecek

Ekonomi

“Ayçiçeği üretimi artırılmalı”

Magazin

 Diva bu kıyafeti çok sevdi 

Dünya

Fransa'da protestoların bilançosu ağır oldu

Genel

Genel Haberleri

Hukuksal zemin güçlendirilmiştir

Tolga ALCA 06.12.2018 11:03
Hukuksal zemin güçlendirilmiştir

Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Dr. Baran Bozoğlu, geçtiğimiz günlerde Çevre Kanunuʼndaki değişiklik teklifinin TBMMʼde kabul edilmesi hakkında konuştu. Bozoğlu, kanun değişikliği ile artık çevre mühendislerinin herhangi bir önkoşul olmadan çalışabileceklerini söyledi.

Geçtiğimiz günlerde Çevre Kanunu’ndaki değişiklik teklifi TBMM’de kabul edildi. Yeni kanunla yaşanan değişiklikleri anlatan Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Dr. Baran Bozoğlu, kanunun sadece poşet uygulamasının kaldırılmasından ibaret olarak görülmemesi gerektiğini belirtti. Önceki düzenlemeye göre Çevre Mühendislerinin, Çevre Görevlisi eğitimi aldıktan sonra mühendislik yapabildiklerini hatırlatan Bozoğlu, kanun değişikliği ile artık çevre mühendislerinin herhangi bir önkoşul olmadan çalışabileceklerini söyledi.

“KENDİ DİPLOMALARI İLE ÇALIŞABİLECEKTİR”

Dr. Baran Bozoğlu, Yeni Çevre Kanunu’nunda yapılan değişikliklere ilişkin konuştu. “2006 yılında Çevre Kanunu’na giren bilim dışı “çevre görevlisi” kavramı ile çevre mühendisleri temel çalışma alanlarında görev alabilmeleri için anlamsız ve ücretli eğitimlere, sınavlara tabi tutulup, diplomaları, mesleki birikimleri yok sayılmıştı” diyen Bozoğlu’nun açıklamasındaki başlıklar şöyle: “29 Kasım 2018 tarihinde Odamızın yoğun çabaları, milletvekillerinin bu soruna sessiz kalmaması ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yeni yönetim anlayışının olumlu tavrı sayesinde çevre mühendisleri Çevre Kanunu’nda yerini almıştır. Artık, çevre görevlisi, danışmanlık hizmetleri, çevre yönetim birimi gibi görevlerde yer alacak çevre mühendisleri herhangi bir ön koşula tabi olmadan, ücret ödemeden, kendi diplomaları ile çalışabilecektir.

“TARİHİ HATA GİDERİLMİŞTİR”

Çevre Kanunu değişikliği TBMM Çevre Komisyonu’ndan bu değişiklik olmadan geçmiş olmasına rağmen, Genel Kurulda iktidar partisi milletvekillerince verilen ve onaylanan teklif ile bu tarihi hata giderilmiştir. 29 Kasım artık Çevre Kanunu’nda yer alan Çevre Mühendisi’nin günüdür. Teklifin verilmesi için bizlerle gece gündüz çalışan, emek veren başta Ak Parti Çevre, Şehir ve Kültürden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Samsun Milletvekili Sn. Çiğdem Karaaslana, Ak Parti Ankara Milletvekili Sn. Nevzat Ceylan’a, Çevre Komisyonu Başkanı Sn. Muhammet Balta’ya, önergeye imza atan Ak Parti Grup Başkan vekili Sn Bülent Turan’a, İstanbul Milletvekili Sn. Abdullah Güler’e, Samsun Milletvekili Sn. Yusuf Ziya Yılmaz’a, Bursa Milletvekili Sn. Muhammet Müfit ‘a, Çevre ve Şehircilik Bakanı Sn. Murat Kurum’a, Bakan Yardımcısı Sn. Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar’a, mesleki sorunlarımızı sahiplenerek dile getiren CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Denizli Milletvekili Sn. Gülizar Biçer Karaca’ya ve TBMM Çevre Komisyonu’nda yer alan bütün milletvekillerimize teşekkür ederiz. Çevre mühendisleri kendi diplomaları ile, herhangi bir başka belgeye, eğitime ve sınava ihtiyaç duymadan, koşulsuz çevre danışmanlık, çevre yönetim birimi ve çevre görevlisi faaliyetlerini yürütebilecektir. Yönetmelikle haklarımızın elimizden alınması riski ortadan kaldırılmıştır. İlk defa bir kanunda Çevre Mühendisi ifadesi yer almış, bundan sonraki mesleki hak mücadelelerimizde hukuksal zemin güçlendirilmiştir. Meslektaşlarımıza ve öğrenci arkadaşlarımıza verdiğimiz sözü yerine getirmenin haklı gururu ve mutluluğunu yaşıyoruz. Çevre mühendisleri artık geleceğe daha umutlu bakıyor!

“SORUNLARIMIZ GİDERİLMİŞ DEĞİLDİR”

Hiç kuşkusuz, yapılan bu düzenleme ile bütün sorunlarımız giderilmiş değildir. Özel sektöre ücret yetersizliği, çevre danışmanlık hizmetinin gittikçe niteliksizleşmesi ve bu alanda bir taban ücret tarifinin uygulanmıyor oluşu, kamu yararı ile yapılması gereken bu hizmetin piyasa koşullarına bırakılmış olması çevre sorunlarının önlenmesinde ve giderilmesinde sorunlar yaratmaktadır. Bu sorunların giderilmesi için Odamızın yayımladığı ücret tarifesinin Bakanlık mevzuatında yer alması önemli bir adım olacaktır. Öte yandan, kamu kurumlarında ve belediyelerde hala yeterli çevre mühendisi istihdamının sağlanmadığı görülmektedir. Kamuda çevre mühendisi istihdamının arttırılması, sağlıklı çevrede yaşama koşullarımızın sağlanması için olmazsa olmazlardandır. Çevre Kanunu değişikliğine dair kamuoyuna yansıyan bilgiler ne yazık ki ‘poşet’ düzenlemesi üzerinde yoğunlaşmıştır. Ancak poşet konusunun yanında başka önemli ve olumlu düzenlemeler de yapılmıştır. Odamız bu düzenlemelerin hayata geçirilmesinin takipçisi olacak, eksiklikleri kamuoyu ile paylaşarak çözüm üretilmesinde rol alacaktır.

“KİRLİLİĞİN ÖNLENMESİNE YÖNELİK TEMİNAT”

Yapılan değişiklikle; kirliliğin önlenmesine yönelik teminat alınması bir ekonomik yöntem olarak yerini almıştır. Ülkemizde doğayı kirleten, çevre sorunları yaratan işletmeler zaman zaman sorumluluktan kaçmaktadır. İşletmesini kapatıp giden tesislerin yarattığı çevresel maliyet kamu kaynaklarından yani bizlerin cebinden karşılanmaktadır. İzmir Gaziemir, Aliağa Gemi Söküm alanı, Tuzla, Batman gibi birçok bölgede çevreyi kirleten tesislerin kirliliği gidermesi sağlanamamıştır. Bu teminat yaklaşımı ile işletmelerin doğrudan sorumlu tutulması sağlanacaktır.

HAVA KİRLİLİĞİNİN YÜZDE 35’İ TAŞITLARDAN

Hava kirliliğinin azaltılmasına yönelik iki önemli düzenleme yapılmıştır. Birincisi, taşıtlardan kaynaklı egzoz emisyonlarının yarattığı kirliliğe yöneliktir. Örneğin Ankara’daki hava kirliliğinin yüzde 35 oranında taşıtlardan kaynaklandığı bilinmektedir. Egzoz gazı emisyonuna dair cezalar çeşitlendirilmiştir. Aracında partikül filtresi olmayanlara ve ölçümlerde hile yapanlar veya yetkisiz ölçüm yapanlara da ceza getirilmiştir. Sıfır atığı uygulayan belediyelere teşvik verilecektir. Belediyeler atıkların ayrı toplanması ve bertarafı konusunda başarısız olmuşlardır. Yetkilendirilmiş kuruluşların beyan ve evraklarında sahtelikler olduğuna dair birçok haber kamuoyuna yansımıştır. Bu başarısızlığın giderilmesi için depozito uygulaması ve teşvik yaklaşımı verimli uygulanması halinde başarılı olabilecektir. Süpermarketlerde, AVM’lerde atık toplama makinaları tıpkı AB ülkelerinde olduğu gibi yerini alacak ve her bir vatandaş fiilen atıklarını ayrı toplar ve bu süreçten maddi kazanım elde edebilir hale gelecektir. Birçok uluslararası şirket AB ülkelerinde bu uygulamayı yaparken, ülkemizde yıllardır bu uygulamanın başlamasına engel oldukları bilinmektedir. Bu açından da TBMM’nin sorunu sahiplenerek çözüm üretmesi umut vericidir. Çevre sorunlarının çözümü toplumsal bilinçten geçmektedir. Bu perspektif ile Odamız, Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredatında anasınıfı ve ilk okuldan itibaren uygulamalı bir Çevre ve Doğa dersinin hayata geçirilmesi için çaba harcamaktadır. Bu önemli adımla, toplumsal bilinç artacak ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkımız uzun vadeli olarak sağlanabilecektir.

“KAMUYA ÇEVRE MÜHENDİSİ LAZIM!”

Çevre Kanunu’ndaki değişiklikler çevre denetiminin önemini daha da arttırmıştır. İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüklerinde yeterli sayıda çevre mühendisi bulunmamaktadır. Gerek egzoz emisyon denetimi, gerekse katı yakıtların denetimi için daha fazla personele ihtiyaç olduğu bilinmektedir. Bu kapsamda, değişikliğin uygulanması için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı taşra teşkilatları çevre mühendisleri ile güçlendirilmelidir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan toplumun beklentisi kesilen ceza miktarlarının paylaşılması değil, sorunlara çözüm üretilmesidir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, yüzde 79’u kirlenmiş olan yüzey sularımızın temizlenmesini, tehlikeli atıkların topraklarımıza gömülmesini engellemeyi, Sakarya, Gediz, Menderes, Ergene gibi havzalarda temiz suyun aktığı sağlamayı hedeflemeli, bu konuda yapacağı çözümleri paylaşmalıdır. Bakanlığın başarı hikayelerine mesleki birikimimiz ile katkı vermek istiyoruz.”

“ATIK SULARIMIZ ARITILAMAMAKTADIR”

Ülkemizdeki atık su arıtma tesislerinin yüzde 50’den fazlası doğru işletilmemekte, atık sularımız arıtılamamaktadır. Arıtılan atık suların sadece yüzde 1’i yeniden kullanılabilmektedir. Bu nedenle tesislerin işletilmesi görevli bu konuda eğitim alan çevre mühendislerine verilmelidir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın bu konuda hazırladığı çalışmayı yayımlaması ülkemizdeki yüzey sularının temizlenmesi için ivedi bir ihtiyaçtır. Bilindiği üzere, bugüne kadar yayınlanan birçok uluslararası raporda iklim değişikliğinin geri dönülemez etkileri ve bunun ülkelere maliyeti konusunda bilimsel veriler ortaya konulması nedeniyle bu hafta Polonya’da başlayacak müzakerelerde Paris Anlaşmasının uygulanmasına yönelik Kurallar Kitabının nihai hale getirilmesi 2020 yılından önce ülkelerin iklim hedeflerine ulaşmalarının sağlanması ve de Anlaşmanın uygulanması için çok büyük önem taşımaktadır. Yayınlanan 2018 Emissions Gap Report, 4th National Climate Assessment, and Special Report on 1.5°C of Global Warming Raporlarında vurgulandığı üzere ve Dünyadaki bilim adamlarının hatta doğanın uyarılarına rağmen ülkelerin bugüne kadarki sera gazı emisyonlarını azaltma çabaları iklim değişikliğinin etkilerinin önlenmesinde yetersiz kalmaktadır.

“REVİZYON ÇALIŞMALARI YAPMALARI GEREKMEKTEDİR”

Emissions Gap Report çıktısına göre 1.5°C hedefine ulaşılabilmesi için ülkelerin 2020 iklim hedeflerini daha yukarılara taşımaları ve revizyon çalışmaları yapmaları gerekmektedir. Bunun için de sadece hükümetlerin değil tüm paydaşların özellikle yerel yönetimlerin katkı sağlaması ve kapasitelerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, yerel yönetim seçimleri sürecinde, belediye başkan adaylarının ve siyasi partilerin iklim değişikliğini azaltma ve uyum konusunda hedefler koymaya ve vatandaşlarımızın aday tercihlerini bu konuyu önceliklemeye davet ediyoruz. Polonya’daki müzakerelerde görüşülecek en önemli konulardan bir tanesi de iklim finansmanı başlığı olarak görülmektedir. Ancak gelişmekte olan ülkelerin uygulama için taleplerinin gelişmiş ülkeler tarafından ne kadar destekleneceği halen soru işaretidir. Gelişmiş ülkeler gelişmekte olan ülkelere ulusal katkıların daha güçlü olması yani sera gazı emisyonlarını daha faza azaltmaları yönünde baskı yapabilirler, gelişmekte olan ülkeler ise gelişmiş ülkelerden şeffaf ve hesap verilebilir mekanizmalarının hayata geçirilmesini talep edebilirler. Birleşmiş Milletler raporuna göre, dünya sera gazı emisyonlarının yüzde 1.2’sini Türkiye oluşturmaktadır. Suudi Arabistan, Meksika gibi ülkeler de 1.5 oranında paya sahiptirler. Türkiye, dünya sera gazı emisyon sıralamasında 15’inci sırada yer almaktadır. Ülkemizin sera gazı kaynağının yüzde 70’den fazlası enerji üretimine dayanmaktadır. Bu enerji arzının yüzde 85.5’ini fosil yakıtlar oluşturmaktadır. Elektrik enerjisi arzının ise yüzde 50’ye yakını yine iklim değişikliğinin gerekçesi olan fosil yakıtlardan oluşmaktadır. Bu nedenle, enerji arzının karbonsuzlaştırılması önceliğimiz olmalıdır. Bu perspektifle, enerji verimliliği kritik öneme sahiptir. Türkiye’nin Paris Anlaşmasını mecliste onaylamaması halinde 2020’den sonra iklim müzakerelerinde söz ve oy hakkı olamayacağını unutmamak gerekiyor. Bu nedenle, bu yıl Polonya’da yapılacak müzakerelerde çok etkin ve sonuç almayı hedefleyen bir müzakere sürecinin yürütülmesi gerekiyor. Ülkemiz, bulunduğu konum ve koşullar içerisinde iklim müzakerelerinde öncü ve belirleyici bir rol üstlenmeyi hedeflemelidir.”