Fotoğraf Sanatçısı Arzu Filiz Güngör ile fotoğrafla olan hikâyesini, Yalçın Çıdamlı ile birlikte kurdukları Çizgelikedi Görsel Kültür Merkezi’ni konuştuk.

•  Bize kendinizi anlatır mısınız? Arzu Filiz Güngör kimdir?

1969 Ankara doğumluyum. Bornova Anadolu Lisesi’ni ve Dokuz Eylül Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nü bitirdim. 1987’den başlayarak hayatıma fotoğraf girdi, 1991’de okulum uzamışken grafik tasarımcı olarak Çizge Tasarım’da çalışmaya başladım. 1995-1998 yılları arası DEÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nde sözleşmeli öğretim görevlisi olarak çalıştım, 1987’den 1999’a kadar İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği’nde eğitmen kadrolarında ve yürütme kurullarında görevler üstlendim. Geniş Açı Fotoğraf Sanatı Dergisi’nin 2002’den 2006’ya İzmir Temsilciliğini yürüttüm. Çoğu yurtiçi ve bir kaçı yurtdışında grup sergilerinde yer aldım. İkili ve kişisel sergiler açtım ama başından beri, fotoğraf nesnesinin üretimi kadar, belki de daha fazla, bu işin örgütleme, öğretme, paylaşma kısmına büyük emek ve enerji harcadım.
2005’ten bugüne ise hayatımda Yalçın Çıdamlı ile birlikte kurduğumuz tam zamanlı bir girişim olarak Çizgelikedi Görsel Kültür Merkezi var.

• Fotoğrafçılık ile serüveniniz nasıl başladı?

 “Neden fotoğraf?” klişe sorusunu kendime ciddiyetle sorduğumda geçmişten bir kaç şey yakalıyorum. Biri 2-3 yaşımdan beri eve her ay gelen National Geographic dergileri, diğeri babamın hatıra için de olsa özenle çektiği fotoğraflarla dolu siyah beyaz aile albümlerimiz ve bir de lisedeyken yabancı dergilerdeki reklam fotoğraflarına bakarak yaptığım karakalem resimler, hepsinde de yalnız ve mutlu kadınlar varmış, öyle seçmişim niyeyse.

Başkalarının çektiği, bize usta olarak gösterilen insanların işleri değildi benim için fotoğrafı vazgeçilmez kılan, “Ama neydi?” Ben içedönüklüğümün de etkisiyle elimde makina varken, gözüm o vizörden bakıyorken, kendimi daha özgür, daha iyi, daha eyleyebilir hissettim.

“Gözüm O Vizörden Bakıyorken Kendimi Daha Özgür Hissettim”3

“NİTELİKLİ KARŞILAŞMALAR İÇİN FIRSAT YARATAN BİR PLATFORM OLMAYA ÇALIŞTIK”

• Bize Çizgelikedi’yi anlatır mısınız?

Yalçın (Çıdamlı) ile 1991’den beri tasarım üzerine hizmet ürettiğimiz Çizge Tasarım’ı 1999’da Alsancak’taki yüksek kiralar ve kalabalıktan kaçıp ev-ofis’e dönüştürmeyi konuşurken, başta andığım, çocukluğumun ve ilk gençliğimin geçtiği dükkân boş duruyordu ve bir seçenek olarak belirdi. Çizge Tasarım’ı taşıdığımız bu mekânda, tam olarak 2005 yazında ‘acaba?’ dedik ‘bizim şurada bir karanlık odamız olsa, aydınlatmasına özenilmiş bir galeri alanı olsa?’ Zaten hâlihazırda baskıya dönük tasarım işleri yaparak geçim sağlıyorduk, fotoğraf alanında da yayınlar hayal ettik.

Aklımızda şöyle bir soru vardı: “Neden kadın fotoğrafçılar kişisel sergilerini açmakta çok çekimser davranıyorlar?” Tanıdığımız birçok kadın arkadaşımız yıllardır üretiyor, bu işin eğitimini almış, ama grup sergilerine iş vermekle yetiniyor. Yeni başlayan erkek arkadaşlar ise hop ilk iş bir kişisel gösteri, hemen peşi sıra sergiler… Bu soruya sahip çıktık ve sadece kadın fotoğrafçıların katılımına açık bir proje için atölye çağrısı yaparak başladık. 2006’da 19 kadın fotoğrafçıyla yürüttüğümüz ücretsiz, bir kavramı tartışıp görselleştirmeye dayanan, sadece devam koşulu olan bir atölye süreci ile kimlik ve iktidar üzerine bir fotoğraf sergisi: “O Kim?” ortaya çıktı. Ardından ikinci bir proje çağrısı yaptık ve bu kez 17 kadın fotoğrafçı 1,5 yıla varan bir atölye çalışması ile “Kimlik ve İtaat” i çıkardık. Temel Fotoğraf Bilgileri ile ilgili, Sayısal/Dijital Fotoğrafçılık ile ilgili seminerler, sadece fotoğraf değil görsel kültür üzerine konuklarımızın kendi alanlarından bakarak konuştuğu söyleşiler düzenliyorduk bir yandan. Nitelikli karşılaşmalar için fırsat yaratan bir platform olmaya çalışarak, bilgimizi daha iyi iletmeye kafa yorarak hem biz öğrendik hem de kapımızı çalan arkadaşlara kendilerine bir rota oluşturmak, ilerlemek için cesaret ve destek verdik diye düşünüyorum.  Her seviyeden fotoğrafçıya kendini geliştirmesi için destek verecek, daha yetkin hale gelmesi için neye gereksinim varsa oradan yol gösterecek bir yapı kurduk ve bu yaklaşımı çevrimiçi formatta da sürdürüyoruz.

“Gözüm O Vizörden Bakıyorken Kendimi Daha Özgür Hissettim”1

“İNSANIN İNSANLA VE ÇEVRESİYLE İLİŞKİSİ DERDİM OLMUŞ”

• Çalışmalarınızda nelerden esinleniyorsunuz?

Kendi çalışmalarım hayatta neleri dert ettiğimden besleniyor. 20’lerimin derdi ile 50’lerimin derdi tam olarak aynı değil ama benzer… Kimlik, ilişkiler, iletişim meseleleri, insanın insanla ve çevresiyle ilişkisi derdim olmuş hep. Doğaya hep büyülenerek bakmışım. Kendi adıma başka fotoğrafçılar ve fotoğrafları değil de şiiri ve uzun yürüyüşleri esin verici buluyorum. Yalnız yürümek kadar zihin açıcı çok az şey var.

• Günümüzde fotoğrafçılık daha çok dijital olarak icra edilmekte, bu konu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Peki, her fotoğraf sanatçısının karanlık odayı ve analog çekimi bilmesi gerekiyor mu sizce?

Hangi alanda üretim yapıyor olursak olalım, fotoğraf da olabilir bu, ekmek de olabilir, malzememizi iyi tanımak sürecin önemli bir parçası. Asla filmli fotoğraf üretmeyeceğimize yüzde yüz emin olsak dahi fotografik görüntünün nasıl oluştuğunu, tarihini, malzemesini bilmek, karanlık oda neymiş deneyimlemek algımızı açar, düşüncemizi derinleştirir, zihin şenliği yerine geçer. Bu nedenle, herkesin agrandizörünü elden çıkardığı bir tarihte 2005’te Çizgelikedi’yi kurarken bir karanlık oda da olmasını bu kadar önemsedik.

“İÇTENLİĞİ YİTİRMEK ENDİŞE VERİCİ”

• Tekrara düşme konusunda tereddütleriniz oluyor mu?

Kendini tekrarlama bazen kaçınılmaz. Hayat tekrarlardan oluşan bir döngüye girmiş olabilir ve yineleme içtenlikle sürüyordur. Bunda bir sakınca yok. Bir şeyin tekrar olduğu kaygısıyla içtenliği yitirmek endişe verici benim için.

• Çalışmalarınızı yaparken ne tür referanslar ya da hangi sanatçılar sizi etkiliyor?

Beni şu sıra etkileyen feminist düşünce, doğa, şiir, edebiyat ve kendi yaşadıklarım. Ursula K. LeGuin değişmeyen bir ilham kaynağı yıllardır. 

Kaynak: BAŞKENT GAZETESİ - Makbule AKGÜL