YENİ Parti Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, PISA 2025 sonuçları, çocuk yoksulluğu, çocuk istihdamı ve mesleki eğitim politikalarına ilişkin açıklama yaptı. PISA 2025 sonuçlarının Türkiye’de eğitimdeki sınıfsal uçurumu “bütün çıplaklığıyla ortaya koyduğunu” belirten Taşcıer, sosyoekonomik açıdan en alt yüzde 25’lik gruptaki öğrencilerle en üst yüzde 25’lik gruptaki öğrenciler arasında matematikte 96, fende 81, okumada ise 73 puan fark bulunduğunu kaydetti.

Matematikteki farkın yaklaşık 4,8 yıllık öğrenme süresine karşılık geldiğini ifade eden Taşcıer, şöyle devam etti: “Daha 15 yaşında iki çocuğun arasına ailesinin geliri nedeniyle yaklaşık beş yıllık eğitim mesafesi girmiş durumda. Üstelik eşitsizlik yalnızca ortalamalarda görünmüyor. Dezavantajlı öğrencilerin yaklaşık yarısı matematikte temel yeterlik düzeyine ulaşamazken, üst başarı düzeyine avantajlı her 100 öğrenciden 20’si, dezavantajlı her 100 öğrenciden yalnızca 2’si ulaşabiliyor. Türkiye’de başarı da başarısızlık da sınıfsal olarak dağılıyor.
İktidarın uyguladığı sosyoekonomik politikalar sonucunda yoksulluk, gelir eşitsizliği, beslenme koşulları, yaşadığı çevre, okulunun niteliği ve kamusal hizmetlere erişimdeki eşitsizlik ülkemizde milyonlarca çocuğu dezavantajlı hale getirdi.”

MESEM, YOKSULLUK İLE ÇOCUK EMEĞİ ARASINDAKİ BAĞI KURDU
Türkiye’de 0-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 36,8’inin yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olduğunu belirten Taşcıer, 15 yaşındaki öğrencilerin yüzde 34,3’ünün maddi yoksunluk, yüzde 41,3’ünün ise maddi veya sosyal yoksunluk yaşadığını ifade etti.
Çocuk yoksulluğunun ve çocuk istihdamının arttığı dönemde mesleki yönlendirmenin 7. ve 8. sınıflara kadar indirildiğine işaret eden Taşcıer, Zanaat Atölyeleri’nin yaygınlaştırıldığını, sektör içi ve sektöre entegre okul modellerinin kurulduğunu belirtti.
MESEM’i “bu yapının amiral gemisi” olarak nitelendiren Taşcıer, 9, 10 ve 11. sınıftaki öğrencilere net asgari ücretin yüzde 30’undan, kalfalık yeterliliğini kazanmış 12. sınıf öğrencilerine ise yüzde 50’sinden az olmamak üzere ücret ödendiğini hatırlatarak şöyle konuştu: “Yoksul bir hanede bu ücret çocuğun harçlığı olmaktan çıkıp aile bütçesinin parçasına dönüştü. Böylece yoksulluğun yarattığı çocuk emeği arzı ile işletmelerin emek talebi arasında kamu kaynaklarıyla desteklenen bir kanal kuruldu.
Devlet aynı kaynakları ailelerin gelirini güçlendirmek, ücretsiz okul yemeği sağlamak, ulaşım ve kırtasiye giderlerini karşılamak, çocukların çalışmak zorunda kalmasını önlemek için kullanabilecekken; yoksul çocukların işgücü piyasasıyla bağını güçlendiren modeli genişletiyor. AKP’nin eğitim politikası, yoksul çocukların daha erken yaşta işçileşmesini normalleştiriyor.”

“YOKSUL ÇOCUK İÇİN OKULLARIN ÇALIŞMA KAMPINDAN FARKI YOK”
PISA sonuçlarının gösterdiği eşitsizlik ile çocuk istihdamındaki artışın, MESEM’in ve mesleki yönlendirmenin daha küçük yaşlara çekilmesinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Taşcıer, Türkiye’de matematik başarısındaki farkın yüzde 67,5’inin okullar arasındaki farklılıklardan kaynaklandığını ifade etti. Türkiye’nin bu göstergede 89 ülke içinde üçüncü sırada olduğunu belirten Taşcıer, fen lisesindeki bir öğrenciyle meslek lisesindeki bir öğrenci arasında matematikte yaklaşık 10 yıllık öğrenme farkı bulunduğunu kaydetti.
Taşcıer, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Çocukların hangi okul türüne yönlendirildiği zaten gelecekleri üzerinde son derece belirleyici. Böyle bir eğitim sisteminde mesleki ayrışmayı daha erken yaşlara çekmek, sınıfsal ayrışmayı da daha erken yaşlara taşımak anlamına geliyor. Yoksul çocuğun önüne daha uzun ve nitelikli bir eğitim yolu değil, daha erken işçilik konuluyor. Yoksul çocuk için daha erken meslek seçimi, daha erken işçilik ve daha kısa bir eğitim yolu kuruluyor. Bu model eğitimde fırsat eşitliği üretmiyor; aileden devralınan sınıfsal konumu yeniden üretiyor.”

Muhabir: Nursel DİLEK MANAVBAŞI