DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Ekmen, terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan'ın örgüte silah bırakma çağrısıyla ilgili sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sürecin önemli olduğunu, terörün sona ermesiyle güçlenecek demokratik siyasi hayatın, çok sayıda kesim için önemli kazanımlar getireceğini ifade eden Ekmen, şunları söyledi: “Bence Öcalan devlete vekalet bıraktı. Benim tespitlerime göre, bilgi olarak söylüyorum. 2023 Temmuz'undan beri içinde ABD ve İngiltere’nin olduğu bir süreç Kandil’de, Suriye’de ve İmralı’da çalışıyor. Sürecin kamuoyuna sunumunda Bir iletişim modelinde mutabık kaldılar. Dediler ki ‘Bu iş Bahçeli olmadan olmaz. Bahçeli de bu haliyle bir pazarlığın tarafı olacak değil. O çağrısını yapar siz de buna icabet edin ama bize güvenin. Biz bu işin gereğinin ne olduğunu iyi biliyoruz. Erdoğan’la Bahçeli, ‘hiç pazarlık yok’ diyorlar ya bu süreçte biri 8 öbürü 13 ayrı konuşmada, biri 4 biri 6 sayfa tutacak kadar demokratikleşmeden bahsetmişler. Örgütün feshi ile genişleyecek siyasi demokratik zemine bu kadar çok referans verilmesi boşuna değil. Pazarlık yok deniliyor ancak örgüt feshedilirse gereğinin de yapılacağı noktasında güçlü mesajlar var. Uzunca bir süredir Türkiye hukuk düzeninden, lütuf düzenine geçti. Hukuk düzeninde bir adam, Bahçeli’yle Erdoğan’a karşıdan bir bardak suyu istese, suyu alamadığı gibi dayak da yiyebilir. Ama bir adam gitse dese ki ‘ben sizin vicdanınıza, merhametinize, adalet duygusuna kendimi teslim ediyorum’ o adama öyle bir sofra kuruyorlar ki aklı hayali bile almıyor. Bu sürecin iletişimi de böyle kararlaştırılmış; ‘pazarlık yok, talep yok ama işin gereği neyse yapacağız’ demişler.”
“BU ENERJİ AKILCI YÖNETİLMELİ”
Ekmen, “Boykot” hakkındaki tartışmalara dair ise “Anayasamızda, uluslararası belgelerde, siyaset ve hukuk felsefesinin temel tartışmalarında geçen siyasal tepki araçlarından biridir” dedi. Ekmen, “Bunu sivil itaatsizliğin bir formu olarak görebiliriz, tarih boyunca uygulanmış ve kendini gösteren sonuçları olmuştur. Uygulandığı yerlerde paradigmayı hatta siyasal iktidarı değiştiren sonuçları gözlenmiştir. Medyaya yönelik boykotu bir miktar anlamıştık ve medyanın tek düze bir kuvvete sahip olması, aynı anda onlarca ekranda aynı konuşmanın yayınlanması, birçok gazetenin aynı manşetle çıkması gibi tek bir merkezden yönetildiğine veya tek bir merkezden yeri geldiğinde müdahale edilebildiğine dair hepimizde var olan bu rahatsızlık nedeniyle medya boykotu genel olarak kabul görmüştü” değerlendirmesini yaptı. Ekmen, “Özellikle son 10 yılda hukuk eliyle toplumun ve siyasetin dizaynı, ekonomik çöküş sonrası toplumun geniş kesimlerinde yaşanan büyük dar boğaz ve açlık sınırının altında milyonlarca aile gerçeği karşısında, siyaseten bir şey değiştirme umudunun dahi yargı kararlarıyla ortadan kalkabileceği endişesi bir enerji boşaltımına sebep oldu. Bu enerji boşaltımını ana muhalefet yönetme sorumluluğu içerisinde. Bunu yönetirken hem toplumun geniş kesimlerindeki meşruiyet algısını zedelememeli hem vereceği kararların değişik kesimler üzerindeki etkisini dikkate almalı ve bu enerjiyi yönetebilmeli. Aksi halde sokaktaki enerji, küçük marjinal grupların kontrolüne geçerse, tabii ki bu Türkiye'nin lehine olmaz. Neticede boykot çağrılarının ne kadar uygulanabileceği hususunda tereddütlerim olmakla birlikte bu çağrının kriminalize edilmesini, şeytanlaştırılmasını, sanki hayatımızda hiçbirimiz hiçbir zaman boykot yapmamışız gibi boykotun kendisini tartışma konusu yapılmasını doğru bulmuyorum. Muhafazakar sağ kesimde yıllara sarih marka boykotunu biliriz değil mi? İsim saymak istemem ama bir bisküvi, çikolata markasında bir markayı yıllarca boykot ettik. Başka bir marka desteklendi, sonra desteklenen markayı bu sefer orduevleri boykot etti. Sonra o marka bu sefer orduya bağlı bir araştırma merkezine 10 milyon dolar bağış yapmak zorunda kaldı. Gazze nedeniyle boykotlar uyguladık” dedi.
“KENDİLERİNİ DEVLET AYGITININ YERİNE KONUMLANDIRIYORLAR”
Ekmen, “Bunun etkisini iktidar gözlemlemeli. Gerçekten Türkiye’nin 81 il, bin 200 ilçesinde etkili bir katılım varsa iktidar şapkasını masaya koymalı: ‘Ben bu kadar güçlü ve istediğini yapan bir iktidar döneminde nerede yanlış yaptım ki ömrü boyunca ortalama yüzde 25’i alamamış bir ana muhalefet partisinin çağrısına, onun maddi gücünü 2 kat aşan bir katılım var’ demeli. Katılım yoksa o zaman Sayın Özgür Özel ve CHP şapkayı masaya koymalı: ‘Biz bu muhalefet enerjisini, bu sokaktaki öfkeyi yönetmeye çalışmak için böyle bir argüman kullandık ama nerede hata yaptık ki bu yeteri kadar uygulanmadı?’ demeli. Her konuyu şeytanlaştırmak, kriminalize etmek, yargı ve idari soruşturma konusu yapmak AK Parti’nin muktedirleştiğini değil, devletleştiğini ifade eder. AK Parti’nin kendini dayandırdığı bütün sivil, sosyal, entelektüel zeminden koparak kendini devlet aygıtının yerine konumlandığını gösterir” ifadelerini kullandı. Veriler hakkında konuşan Ekmen, “Son bir haftada yapılmış üç ayrı rapor var. Bir rapor da iktidara yakın bir firma tarafından yapılmış. Cumhur İttifakı seçmeninin dahi sadece yüzde 40’ı süreci yargısal bir faaliyet olarak algılıyor. Toplumun yüzde 60’ı siyasi bir süreç olarak algılıyor. Eğer AK Partililerin yüzde 20'si ‘Bu siyasidir’, yüzde 20’si de ‘Fikir belirtmek istemiyorum’ diyorsa o zaman AK Partililer bunun gerçekten yargı faaliyeti olduğunu niçin kamuoyuna anlatamadıklarını iyi düşünmeliler. Yargıyı bir silah gibi kullanmayın, diyoruz. Hukuk güvenliği hepimiz için geçerlidir. Yarın AK Partili arkadaşlar için de bunu talep edeceğiz. Hukuk güvenliğini biz ne Ekrem İmamoğlu ve arkadaşları için, ne sokaktaki gençler ne de CHP’liler için savunmuyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hukuk devleti niteliği ve 85 milyon vatandaşın hukuk güvenliği için savunuyoruz. Eğer insanlar sokağa çıkıp hak ve hürriyet peşindeyse, hak arama özgürlüğünün sonuna kadar savunuculuğunu yapmaya gayret ediyorlarsa, iktidarın çıkarması gereken dersler vardır” dedi.