Dericilik geleneğini Ahilik kültürüyle birlikte yaşatan Dericizade Faruk Küçük’ün Ankara’nın geçmişine uzanan koleksiyonculuk serüveni, başlangıçta bir deri müzesi kurma fikriyle başladı. Mesleğini dürüstlük, emek ve ustalık değerleriyle tanımlayan Küçük, dericiliği yalnızca bir geçim kaynağı değil, kuşaktan kuşağa aktarılan bir miras olarak görüyor.

DERİCİLİKTE DÖRT KUŞAKLIK MİRAS
Faruk Küçük, Haymana’da dericilikle uğraşan bir ailede dünyaya geldi. Ailesiyle 1960’ta Ankara’ya gelen Küçük, dericiliğin önemli merkezlerinden Atpazarı’nda mesleğini sürdürdü. 1977’de Büyükçarşı’da kendi dükkânını açarak dericilikteki yolculuğunu Ankara’da devam ettiren Küçük, dört kuşaktır sürdürülen aile mesleğinin bugün de yaşatılması için çalışıyor.
Mesleğini emek ve ustalıkla tanımlayan Küçük, dericiliğin üretim sürecini “Biz diyoruz ki kuzunun sırtından alıyoruz, insanın sırtına giydiriyoruz” sözleriyle anlattı. İş anlayışını ise “Derici Zade kimsenin yapmadığını yapar, ya da yapılanın iyisini yapar” sözleriyle özetledi. Dericilik geleneğinin Ahilik kültüründen beslendiğini belirten Küçük, mesleğin yalnızca ticaret değil, kuşaktan kuşağa aktarılan bir miras olduğunu vurguladı.

KOLEKSİYONCULUK DERİYLE BAŞLADI
Dericizade Faruk Küçük’ün koleksiyonculuk serüveni, Kapalıçarşı’da gördüğü deri üzerine yapılmış bir minyatürü satın almasıyla başladı. İlk olarak deri eserleri biriktirdiğini belirten Küçük, “Ankara’da, Türkiye’de deri müzesi yok. Bir deri müzesi yaparım diye” düşünerek yola çıktığını anlattı. Zamanla Ankara kitaplarına yönelen Küçük’ün fotoğraf koleksiyonculuğu ise bir müzayedede Atatürk’ün Meclis açılışında dua ederken çekilmiş fotoğrafını satın almasıyla genişledi. Fotoğrafın basında yer almasının ardından koleksiyoncu olarak tanınmaya başladığını söyleyen Küçük, “Ondan sonra bu sefer de adımız çıktı, koleksiyoncu” dedi.
AHİLİK GELENEĞİNİ YAŞATIYOR
Dericiliği Ahilik kültürüyle birlikte sürdüren Faruk Küçük, mesleğin yalnızca ustalık değil, aynı zamanda ahlak ve insanlık değerleri taşıdığını söyledi. Ahilik anlayışının günümüzde azaldığını ancak çeşitli etkinliklerle yeniden canlandırılmaya çalışıldığını belirten Küçük, geçmişten gelen öğütlerin önemini vurguladı.
“Bizim dericilik dükkânlarımızda ‘Sabah şafakta besmeleyle açılır dükkânımız, Ahi Evran Veli pirimiz ustamız’ diye yazardı. Ahi Evran Veli’nin esas mesleği de dericilik. Biz de derici olduğumuz için Ahilik geleneklerini yaşatmaya çalışıyoruz. Ahilik, dünya ve Türkiye için çok önemli bir kurum. Geliştirilmeli, araştırılmalı ve günün koşullarına göre sürdürülmeli. Eskiden bir çocuğu ustanın yanına çırak olarak verirken ‘Eti senin, kemiği benim’ denirdi. Usta da çırağına ‘Oğlum, ben sana usta ederim, o iş kolay. Dini, dili, ırkı, mezhebi, rengi, şehri, cinsiyeti ne olursa olsun, yeter ki insan olsun. Eksiği tartma, eksik ölçme, eksik biçme, hile etme, yalan söyleme, büyüklerine saygılı ol, küçüklere sevgi ol’ derdi. Bunlar kötü şeyler mi?” diye konuştu.
ANKARA RANT ŞEHRİNE DÖNÜŞTÜ
Ankara’nın geçmişine tanıklık eden Faruk Küçük, kentin yıllar içinde geçirdiği değişime dikkat çekti. Eski Ankara’nın planlı yapısından uzaklaştığını belirten Küçük, yapılaşmayı eleştirirken şehrin sanayi, sağlık ve savunma alanlarındaki gelişmelerine de değindi.
“Eski Ankara gitti. Eskiden Ankara modern, planlı ve projeli bir şehirdi. Şimdi rant şehri oldu, plan proje kalmadı. Depremden sonra daha çok göç aldı. 30, 40, 50, hatta 100 katlı binalar yapılıyor. Ankara’nın şekli şemali bozuldu. Lalahan’dan geçerken 30-50 katlı binaları sur gibi görüyorum; sağda solda bir tane ağaç yok. Ankara böyle oldu, emekli şehrine dönüştü. Ama Ankara’da 10, 15, hatta 20 organize sanayi bölgesi var. Fakülteler şehri Ankara, sağlık alanında da önemli gelişmeler kaydetti. Sanayide, silah ve harp sanayisinde de büyük atılımlar yaptı.”
GELENEKSEL MESLEKLER YOK OLUYOR
Geleneksel mesleklerin yeni kuşaklara aktarılmadığını belirten Faruk Küçük, çırak ve kalfa yetişmemesinin birçok zanaatı yok olma noktasına getirdiğini söyledi. Mesleğin yalnızca kazanç değil, kültürel bir miras olduğunu vurgulayan Küçük, gençlere sanat öğrenmeleri ve emeğe değer vermeleri çağrısında bulundu.
“Benim bu meslekte 70 senem var. Yeni nesil esnaflar gelenek ve görenekleri yaşatmalı, her şeyin maddiyattan ibaret olmadığını bilmeli. Bize ‘Sanat altın bileziktir, bir sanatın olsun’ derlerdi. Ben de ‘İlla da sanat, illa da sanat’ diyorum. Türkiye’nin sıkıntısı sanatsızlık. Bizim sektörde 50 senedir derici ustası yetişmiyor; çırak yok, kalfa yok. Kilim dokumacılığı, el halıcılığı, sofçuluk, kalaycılık gibi meslekler de kayboluyor.”
Mesleklerin giderek unutulmasının nedenini maddiyat odaklı anlayışta gören Küçük, emeğin karşılığının verilmesi gerektiğini vurguladı.
“Herkes kısa yoldan para kazanmaya bakıyor. Oysa bize öğretenler, ‘Üreticinin alnının teri kurumadan hakkını vereceksin’ derdi. Maaşını değil, hakkını vereceksin. İnsan emeğinin karşılığını aldıysa başını yastığa koyduğunda rahat uyur. Hakkını almamışsa uyuyamaması gerekir. Ama şimdi hak etse de etmese de uyuyor. Gençler çok okusun, araştırsın. Okumak kadar güzel bir şey yok. İnsanlık değerleri de değişti.” diye konuştu.

KOLEKSİYONUNU GELECEĞE TAŞIYOR
Ankara’nın tarihi ve kültürel mirasını fotoğraf ve belgelerle yaşatmayı sürdüren Faruk Küçük, yıllar içinde yüzlerce sergi açarak kentin geçmişini gelecek kuşaklarla buluşturdu. Koleksiyonundaki eserleri değerini bilecek kurumlara bağışlamayı hedefleyen Küçük, Ankara’ya yönelik çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi.
“Her yerde sergi açtım, belki yüzlerce sergim oldu. Ankara’nın geçmişini anlatan fotoğrafları insanlarla buluşturdum. Ankara’nın sporuyla, dernekleriyle, vakıflarıyla her şeyiyle ilgileniyorum. Bana ‘Ne çok çalışıyorsun’ diyorlar. Ben de ‘90 dakikayı bitirdik, uzatmalara oynuyoruz’ diyorum. Allah’a çok şükür, elimdekileri yerli yerine verdikten sonra yapacağım başka bir şey yok.” diye konuştu.
Ankara’nın geçmişini fotoğraf ve belgelerle yaşatmayı sürdüren Faruk Küçük, yıllar içinde 12 bin 500 fotoğraf ile 2 bin 500 kitap, dergi ve gazeteden oluşan geniş bir koleksiyon oluşturdu. Koleksiyonunun bir bölümünü Türk Tarih Kurumu’na bağışlayan Küçük, yıllar boyunca açtığı sergilerle Ankara’nın tarihini gelecek kuşaklarla buluşturdu.
ANKARA’YI SEVMEK MİLLİ BİR İBADETTİR
Ankara’nın tarihi ve kültürel mirasını yaşamı boyunca korumaya çalışan Faruk Küçük, kente duyduğu sevgiyi Atatürk’ün başkent tercihiyle ilişkilendirdi. Ankara’nın taşıdığı tarihi değere dikkat çeken Küçük, 80 yaşına rağmen Ankaragücü maçlarına giderek kentin sosyal yaşamından kopmadığını söyledi.
“Herkesin doğduğu yer herkes için kutsal. Atatürk burayı boşuna başkent etmemiş, Cumhuriyeti boşuna burada kurmamış. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni Ankara’da kurmuş, kendisini de Ankaralının bağrına emanet etmiş. Ankara’nın bir vasfı olmasa bunların hepsi burada toplanır mı? Ankara özel bir yer. Atatürk’ü sevmek milli bir ibadettir, Ankara’yı sevmek de milli bir ibadettir. Ben de Ankara’nın her şeyiyle ilgileniyorum. Yaşım 80 ama Ankaragücü’nün maçı oldu mu gidiyorum. Orada bağıra çağıra, dünyalar benim oluyor.” diye konuştu.





